İnsanın yaratılış amacı ve yaratılış ile birlikte kazandığı değerler. İnsanlar hangi temel değerler üzerinden kendilerine nasıl bir yaşam alanları oluşturacaklardır. Elimizde zamanını-süresini bilemediğimiz ve irademiz dışında sahibi olduğunu bildiğimiz bir hayat var… Bu hayat nasıl yaşanacaktır sorusu sürekli olarak karşımıza çıkmakta. Ruhun teskiyesi adına şayet iyilik tanımlı bir hayat yaşanacaksa biz bu hayata nereden başlayarak hangi kurallar üzerinden nasıl müdahil olacağız. Yahut hiçbir şeye müdahil olmadan diğer canlılar gibi sıradan bir anlatımla hayat olarak mı yaşayacağız.
Hayata bakıyoruz hayat hiçbir şekilde sıradanlığı kabul etmemekte.
Evreni oluşturan tüm varlıkların kendilerine özgü bir varoluş hikmetleri-sebepleri vardır. Biz bu sebepleri dünya ile sınırlayamayız. Yaratılan bu âlemde dünyanın dışında insan dâhil farklı canlılar var mıdır bilemiyoruz. Bizim bu çalışmamızda tüm anlatımlarımız bilebildiğimiz kadarıyla bir ölçü içerisinde dünyamız üzerinden olacaktır. İnsanoğlu sürekli olarak var olanlardan hareketle kaygılarını korkularını yenebilmek ve hayatını daha anlamlı hale getirebilmek için mütemadiyen kendisine bir çıkış yolu aramakta. Bu çıkış yolu ahlaki bir anlatımla insanın kendisiyle yüzleşmesini zorunlu kılmakta.
Hayata başlama sıradan bir anlatımla bir deneyime dayalı varsayımlar üzerinden mi yoksa irade kullanarak daha önce bir yaratıcı tarafından ortaya konan dinî değerlerin tespit edilmesiyle ‘sabit’ değerler üzerinden mi yaşanmalı. Gerek madde gerekse de mana anlamında sabit değerler hangi ölçü birimine göre varlar. Bu ölçü birimini kim hangi şartlarda ve nasıl ortaya koymuştur. Şayet bu anlatım doğru ise kendi varlığı ve var olanlardan-yaratılanlardan hareketle hangi sosyoloji üzerinde nasıl ortaya konur ve hayat olarak nasıl yaşanır. Burada dinin hükmü nedir?
Hayatı anlamlı hale getirmede ilk yaratan ve yaratılanlardan hareketle ortaya konan anlatımları biz varoluşçuluk felsefesi olarak ifade ediyoruz. Bir şey varsa onun mutlaka kendisine özgü bir kültür yapılanması-anlatımı olacaktır. Bu kültür yapılanmaları kendisine özgü hukuk kuralları oluşturacaktır.
Varoluşçuluk felsefesi bir yaratıcı ve onun yaratması ile din anlatımlı hüküm koymasını önceleyen bütünsel bir anlatımdır. Vahiy-din; insan hayatında göreceli kavramlardan oluşan beşeri ve beşer anlatımlı sözde ilahi kuralları kendi anlatımıyla iki dünya adına belirli bir metot üzerinden sabit temelli olarak ortaya koymaya çalışır. Bu metot insan da ‘HANİFLİK’ temel anlatımlı bir bilincin başlangıcını oluşturur. Bu bilinçte ilgili kurallar üzerinden belirli bir hayat vardır.
Varoluşçuluk felsefesi üç temel doğum üzerinden başlar ve HANİFLİK temel anlatımlı olarak devam eder. Gerek var oluşçuluk felsefesi ve gerekse de haniflik kavramı yaratıcı iradenin hükmü ile ortaya konur. Haniflik kişinin ilk yaratılışındaki değerler üzerinden kendisi olabilmesidir.
Bunlar; A-Anneden doğuş B-Kişinin haniflik temelli kişilik sahibi kendisi olabilmesi, ben diyebilmesi C-İnsanın ölümü ile âhir hayata başlangıcı, âhire doğuşu. Önceki her iki doğum madde ve mana anlamında âhir hayata doğum anlatımlıdır ve insanların var olma, yaratılış sebebidir…
Bundan sonraki anlatımlarımızın tümü; insanın ‘madde ve mana’ boyutuyla birlikte beşeri hayatını oluşturmada Kuran-ı Kerim kaynaklı ve ilgili kavramlar üzerinden devam edecektir. Zira insan bu iki temel kavram üzerinden yaratılmıştır. İnsanoğlu hayatla yüzleşirken bir temel değeri diğer bir temel değere tercih etme hakkına sahip değildir.
Çocuk anne karnına düşer orada korunur. Doğumla birlikte ilahi iradenin ortaya koyduğu haniflik temel anlatımlı olarak korunmaya devam eder. Bu korunma öncelikle; iyilikleri oluşturma adına kimlik ve kişilik oluşturmaya meyilli olan bir anlatımdır.
Kuran-ı Kerim birçok anlatımla birlikte insanın yaratılış amacını şu şekilde ifade etmekte. Yeryüzünde gezen var olan en küçük varlıktan, semaları süsleyen yıldızlara, diğer gök cisimlerinden Âlemlerin yaratılmasına tüm bu varlıkların yaratılış ve bu yaratılışa dayalı olarak bir gayesi-amacı vardır. Yüce Allah bir Ayeti Kerimede şöyle buyuruyor. ‘Onlar göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Rabbimiz, Sen bunu boşa yaratmadın. Sen Münezzehsin’ (Ali İmran Ayet 191) buyurarak kâinatta bulunan başta insan dâhil varlıkların hiç birisinin boşuna yaratılmadığını, tüm yaratılan varlıkların bir yaratılış amacı ve hikmetlerinin-sebeplerinin olduğunu beyan etmektedir. Gelecek haftaki yazımız İnsanın ‘yaratılış amacı’ ve yaratılış ile birlikte kazandığı değerlere devam edilecektir…