İlhami Şekercioğlu

Varlık İlkeleri Ve Halifelik

İlhami Şekercioğlu

Halifelik ‘varlık ilkelerinin’ hayata-sosyolojiye sağlıklı bir şekilde bilgi temelli katılmasıdır. Her insan yaptığı-yapacağı iş üzerinden imar etmede, güzelleştirmede yeryüzünde Allah’ın bir halifesi olmak durumundadır. İnsan doğal din tanımlı ve halifelik sıfatı ile kendisine özgü kişisel bir şahsiyet sahibi olur.

Daha önceki birçok makalemizde her canlı ve cansız varlığın kendisine özgü bir ahlakının olduğundan bahsetmiştik. Bu tanım canlılar için tür başına fıtratın yaratılışın bir özelliğidir. Aynı tanım cansız varlıklar içinde geçerlidir. Kuş uçar, yılan sürünür, balık yüzer, insan dâhil diğer canlılar yürür. Bu şekliyle kendi hayatlarını yaratılış değerleri üzerinden oluşturmaya çalışırlar. Bunlar içerisinde sadece insan yaratıcı tarafından madde mana birlikteliği ve ahir anlatımlı muhatap alınır. İnsandan istenen öncelikle kendisini eğitmesi, kontrol etmesi, kendisini yetiştirmesi ve bu kavramlar üzerinden yaratılmışların ‘orta yol’ tanımlı yaratılış değerlerine sahip çıkmasıdır. İlahi irade gönderdiği kitaplarla bu yolun mükâfata ve cezaya tabii olduğunu özellikle biz insanlara hatırlatır. Hatırlatılan şeyler insana bir yük eziyet değil insanın kendisiyle en barışık olma halidir, ruhun tezkiyesi ve toplumsal hayatın bütünsel bir anlatımıdır.

İnsan fıtri bir anlatımla akıllı ve davranışları üzerinden şerefli bir varlık olmak durumundadır. Akıl ve birçok üstün değerle birlikte yaratılan insan elbette ki tek başına bırakılamazdı. İnsan görev ve sorumluluklarıyla birlikte diğer canlılardan ayrılan daha farklı bir varlıktır. İnsanlar bu görev ve sorumlulukları yerine getirmede iki dünya adına farklı bilinç ve oluşturdukları irade tanımlı birbirlerinden ayrılırlar. Halifelik; akıl ve irade sahibi olarak dünyaya gelen bir insanın yaratanına, kendisine, diğer canlı ve cansız varlıklara karşı olan ödev ve sorumluluklarıdır. Bu ödev ve sorumluluklar iyiliği oluşturma adına sürekli olarak kişisel bir anlatımla bilgi temelli olmak zorundadır.

İnsanın öncelikle kendisini düzeltmesi toplumsal düzeni sağlaması ve diğer yaratılmışların fıtri değerleriyle barışık olması onlara saygı göstermesi insanın halifelik sıfatı ile birlikte yaratılmış olmasındandır.

Kuran-ı Kerime göre Haniflik-halifelik; insanın yeryüzünü imar etmesi, adaletli davranması, Cenab-ı Allah’ın yaratmada ortaya koyduğu ölçülere ‘Eşrefi Mahlûk’ amaçlı sadık kalmasıdır. Sadık kalmak nemelazımcı bir anlatım değildir. Buradaki sadakat insanın anlam arayışıyla birlikte süreklilik halinde kendisini kontrol ve inşa sürecidir.

İnsan; dua din ve hayatı çözümleyerek yaşama adına; bilinçli bir iradeye, idrake dayalı olarak farklı sebepler üzerinden çalışmak suretiyle hayatın bütünselliği adına varlıkların-varlık ilkelerinin önünde olmak durumundadır. Bu önde oluş fıtri bir anlatımla; insan hayatını vicdan, ‘duygular’ merak ve ihtiyaç bütünlüğü üzerinden başlatır. Halifelik meşru yollardan yürüyerek karanlıktan aydınlığa çıkmaktır. Mümkün olduğu ölçüde hayatı bilinir hale getirmektir. Halifelik insanlık adına; çalışmayı, imar etmeyi üretmeyi üretilenleri zenginlik kavramlı ihtiyaçlar oranında paylaşmayı zorunlu kılar. Halifelik kavramı Cenab-ı Allah’ın beşeri bir anlatımla; insanlara İslam-Din tanımlı bahşettiği en güzel değerdir. Kur’an-ı Kerim evrensel bir anlatımla tüm insanlığa ‘halifelik’ kavramlı-sıfatlı sağlam karakterli bir kapı aralar. Bu anlatım bireysel ve toplumsal var olmanın, kalkınmanın temelini oluşturur. Bu şartlar altında özellikle İslam Dinine inandığını söyleyen insanlar ilimde bilimde kalkınamıyorlarsa bir şekilde kendilerine bakmaları gerekir diye düşünüyoruz. Şayet asırlardır kalkınmayı engelleyen ortada bir olumsuzluk varsa ki birçok sebeple birlikte; tasavvufi bir anlatımla madde ve mananın birbirlerinden ayrılmasıyla elbette ki var. Bu suç tasavvuf temelli bir kültür anlatımı olup hiçbir şekilde ‘Vahiy’ temelli bir dine özellikle İslam Dinine mal edilemez.

İnsan dünyevi ve uhrevi anlamda mutlaka Cennet hayatını yaşamak ister. Yahut öyle olmasını arzular. Arzu fiil-halifelik anlatımlı bir davranışla anlam kazanacaktır. İşin aslında bu hayatın gerçekleşmemesi için hiçbir sebep yoktur. Yeter ki insanlar üretme verim alma ve kalkınma adına az yahut çok değil toprağı gerektiği ölçüde karıştırabilmeleridir. Kendi sosyolojilerini hakkaniyet ölçüsü içerisinde gerçeklik üzerine inşa edebilmeleridir.

Bireysel ve toplumsal anlamda halifelik örnekleri.

Semud’a kardeşi Salih’i gönderdik. Onlara ‘Ey kavmim dedi.’ Allaha kulluk edin sizin ondan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da size bir işaret olarak Allah’ın şu devesidir. Onu (serbest) bırakın Allah’ın merasında-toprağında otlasın. ‘Ona kötülük etmeyin, sonra sizi elem veren bir azap yakalar.’ Araf:73 Madde ve mana birlikteliği. Evrenselliği ile O yüce kitabın Kuran-ı Kerim’in insanoğluna Haniflik-halifelik sıfatlı çizmiş olduğu müthiş bir yol haritası.

Bilindiği üzere bir arı topluluğu bir kolonide yaşayan 3-4 bin arıdan meydana gelir. Kolonide yaşayan bir arı herhangi bir gün yuvasından ayrılsa; tabiatta var olan onca çiçeğe ve sahip olduğu enerjiye rağmen hayatta kalamayacak ve amacına ulaşamadan belki de neslini çoğaltamadan ziyan olup gidecektir. Zira yüce Allah onun hayatını mensup olduğu topluluk üzerinden var kılmıştır. Arı için sosyal hayatın sırrını o şekilde toplumsallık üzerinden ortaya koymuştur. İnsan için olması gereken şekliyle; sosyal hayatın anlam ve önemini arı deyip geçtiğimiz bu böceklerden öğrenmemiz ve hayatımızı bu doğrultuda organize etmemiz gerektiğini düşünebiliriz.

Günümüzde toplum, insanların bir araya geldikleri öbeklerden oluşmazlar. Toplum ferde karşı görevlerini yerine getirerek onun huzur ve refahını sağlamaya çalışan ulus temelli millet kavramlı insan birliktelikleridir. Toplum bir beşer yığını değil insanların halifelik sıfatı ile birbirleriyle belirli bir fikir mukaddesat yahut ülküleri ve gelecekleri için hedefleri olan insan topluluklarıdır. Bu fikir yahut ülkü kaybolduğunda fertler arasında ilişkiler kopacak ve toplum kendisini oluşturan değerlerin paralelinde dağılıp gidecektir. Bu dağılma halifelik sıfatına sahip olmayan insan topluluklarında çok daha çabuk ve çok daha şiddetli olacaktır. İnsanlar sadece arılar gibi kendi neslini devam ettirme durumunda olmayıp; toplu yaşam gibi daha başka amaçları olması gereken varlıklardır. Bu amaç dün, bugün, yarın ve âhir adına sosyolojiyi oluşturmada; bireysel ve kamu tanımlı herkes için yapacağı işin halifesi olmakla eş değer tanımlı olması gerekir. Kuran-ı Kerim’de siyasi bir yönetim biçimi veya kurumsal bir devlet sistemi olarak ‘hilafet’ kavramı geçmez. Siyasal anlamda halifelik; Müslüman Devletlerde kültürel anlatımlı Hz. Muhammed’den sonraki liderlik ve başkanlık makamıdır.

Halifelik evrensel boyutuyla; iyi insan olmada, sosyolojiyi oluşturmada nesil, millet ve evrensel temalı ‘Dedem duvar örerdi, babam da duvar örerdi ‘hani benim evim’ in bir anlatımı değildir.

Bir özür beyanı; geçen hafta yayımlanması gerek bu makaleyi şehir dışında oluşum nedeniyle hazırlayamadım. Takipçilerimden özür dilerim…
 

Yazarın Diğer Yazıları