İlhami Şekercioğlu

Osmanlı Rus ilişkileri

İlhami Şekercioğlu

Türk Tarihinde Çin, Rus ve Arap tarihi önemli bir yer tutar… 

Şüphesiz farklı milletlerin kurdukları devletler birbirleriyle rekabet içerisinde yapılanır, büyür ve bu zamanla rekabet ettikleri devletlere yenilerek varlıklarını sonlandırırlar. Rusların ve Türklerin yaşam alanlarını teşkil eden doğu Avrupa toprakları bu anlamda tarihin en çetin mücadelelerine sahne olmuştur. Daha milattan önce Türkler batıya süreklilik halinde göçe devam etmişlerdi. Bu göç yolarında oldukça çok Türk Devleti kurulmuştur. Uzlar, Peçenekler, Hunlar, Macarlar, Bulgarlar. Ruslar Slav ırkından olup henüz neşet etmemişlerdi. Altınordu Devletinin 1502 yılında yıkılmasından sonra bölgede söz sahibi olmaya başladır. Kuzeyde ise Türkler ile Ruslar 10. Yy. dan itibaren birbirleriyle irtibat-rekabet halindeydiler. Konu son dönem Osmanlı Rus Savaşları üzerinden 1887-1878 ve sonrası yaşananlar üzerinden bir değerlendirmeyle birlikte anlatılmaya çalışılacaktır. Osmanlı Rus savaşları yer yer inanç temelli Müslüman Türk ve Hırıstıyan Ortodoks Rus mücadelesinin yaşanmasına da sebep olmuştur.  

Osmanlı Rus savaşlarında Doksan Üç Harbi ve devamıyla I.Dünya Savaşları önemli bir yer tutar. 

Doksan Üç Harbinin Kısa Bir Tarihi. Osmanlı Devleti 31 Mart 1877 tarihinde İngiltere, Fransa, Almanya Avusturya, İtalya ve Rusya tarafından düzenlenen Londra Protokolünü kabul etmedi. Londra Protokolünün Osmanlılarca kabul edilmemesi kararı ilgili devletlere 12 Nisan 1877 yılında resmen iletildi.  Londra Konferansının kabul edilmemesi Rusya için bir savaş gerekçesi kabul edildi. 24 Nisan 1877 yılında doksan üç harbi başladı. Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti tek başına kalmıştır.  Osmanlı Rus Savaşlarının Balkanlar ve Kafkasya Cephesinde başlamasıyla birlikte Merhum Padişah Sultan Abdülhamid bir beyannameyle Türk Askerlerine şöyle sesleniyordu. 

>>Evlatlarım makamında olan ve kumandanızda bulunan subay ve erlerin cümlesine selam ederim. Devlet ve Memleket onları bugün için beslemiştir. Binaenaleyh herkesin kendilerinden beklediği bütün gayreti muhabbet-i vataniyeyi ve cesareti göstersinler. Ecdatlarının ve yahut şehit veya gazi olarak kardeşlerinin kanı pahasına alınmış kalelerimizin her taşını, toprağımızın her karış yerini müdafaa ve muhafaza etsinler. Düşmanın hücumunu def, Osmanlılarca hayatlarından daha azizi olan şeref ve istiklal-i devleti müdafaa eylesinler…>>  

Balkanlar: 1912-1913 Osmanlı Devletine karşı birleşen Sırbistan, Bulgaristan Yunanistan ve Karadağ’ın Osmanlı Devletine saldırmasıyla Balkan Harbi başladı. Osmanlı İmparatorluğun toprakları ulus devletlerce paylaşıldı. İmparatorluğun hâkimiyetinin sona ermesiyle birlikte Balkanlarda yaşayan yüzbinlerce Türk hayatlarını kurtarabilmek için Anadolu’ya doğru yoğun bir şeklide göçe başladı. Bu göçler sırasında oldukça çok trajik olaylar yaşandı. Bölgede ki Türkler idaresiz ve korumasız kalmışlardı. Türklerin malları gasp ediliyor ve Hırıstıyan halka dağıtılıyordu. 
Balkanlardan yapılan göçlerin Anadolu’ya yansıması: Savaşın getirdiği kaos ortamında Bulgar Yunan ve Sırp ordularında kaçan siviller derme çatma gemilerle ve yaya olarak Trakya ve İstanbul’a ulaşmaya çalıştılar. İstanbul’a ulaşabilen insanlar Yeşilköy ve Sirkeci gibi bölgelerde kurulan çadır kentlerde ve Camilerde ikamete tabii tutuldular. Göç edenlerin bir kısmı Trakya’da kalırken bir kısmı Bursa, Eskişehir, İzmir, Ankara, Kayseri gibi kentlerde Muhacir un Komisyonu karaları doğrultusunda bu illere iskân edildiler. Muhacir un Komisyonu Osmanlı Devletinin özellikle Kırım Savaşı ‘1853-1856’ sonrasında artan göç dalgasını kontrol altına almak, kayıtlarını tutmak, iaşelerini temin etmek, Anadolu’da hangi illere yerleşileceği ile ilgili 1857 yılında yayımlanan yasal bir düzenlemedir. Bugünkü Göç İdaresi ile benzerliği olan resmi bir kurumdur. Muhacir kelimesi Osmanlının son dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarında Balkanlar ve Kafkaslardan Anadolu’ya göç eden insanlar için kullanılan bir isimdir. Yaklaşık bir ifadeyle Balkanlar’dan göç eden insan sayısı 440 bin ile 500 bin civarındadır. Gerek Balkanlar ve gerekse de Kafkasya’dan yapılan göçlerde muhakkak ki Rusya’nın politikaları oldukça önemliydi. 

Kafkasya Cephesi: Osmanlı Rus savaşları 16 yy. ve 20. yy arasında toplam on iki savaş yapılmıştır. Bu savaşlar Türk tarihi adına önemli savaşlardır. Bu savaşlar içerisinde muhakkak ki Doksan Üç harbi daha da öne çıkan bir savaştı. 1877-1878. Rumi takvimle 1293 yılına denk geldiği için 93 harbi olarak isimlendirilmiştir. Savaşın sebepleri Çarlık Rusya’nın Türkleri Avrupa’dan çıkararak Osmanlı topraklarını kendi topraklarına katmak, İstanbul’u ele geçirmek ve sıcak denizlere rahatça ulaşabilmek için Ruslarca başlatılan bir savaştır. Bu savaşta bir başka etken ise yine Rusya’nın kendi dindaşlarını-ırkdaşlarını sözde koruma adına çeşitli bahanelerle birlikte Osmanlı Devletinin iç işlerine karışmasıdır. Bu savaş büyük oranda Tuna boylarında Kars, Artvin dâhil Kafkasya cephelerinde devam etmiştir. 

Karadeniz kıyılarında bağımsız ve müreffeh bir ülke vardı adı Çerkesya idi. Yüzyıllardır Kafkasya’da ve bu topraklarda yaşıyorlardı. 
18.yy sonlarından başlayıp 19 yy. ‘1864’ ortasından itibaren Rusların baskısıyla büyük kiteler halinde Anadolu’ya gelen Kafkasya Göçmenleri olan Çerkezler gerek anavatanlarında, gerekse de göçleri sırasında oldukça sıkıntılar yaşamışlardır. Göç eden nüfusun büyük bir bölümü henüz Osmanlı topraklarına ulaşamadan hayatlarını kaybetmişlerdir. Yaklaşık bir ifadeyle o günün şartlarında iki Milyon insan yurtlarından olmuş ve zamanla Anadolu’ya göç etmiştir. Osmanlı Devleti bu mazlum halkı kendi sınırları içerisinde değişik bölgelerde iskân etmiştir. Marmara, İç Anadolu, Rumeli Suriye ve Ürdün’e yerleştirilmişlerdir.

Gelecek haftaki yazımızda nasip kısmet diyelim inşallah ‘Kafkaslardan Anadolu’ya yapılan göçere sebep olan olaylar ve göçler üzerinde durulacaktır.

 

Yazarın Diğer Yazıları