İlhami Şekercioğlu

Mısır çöllerinde Türk gençleri

İlhami Şekercioğlu

Yer Mısır Zekazık esir kampı. *Ötüken Yayınevi. 
Hazırlayan ve Notlandıran. Serkan Erdal. 

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusunda yedek subay olarak görev yapan ve Filistin Suriye Cephesinde savaşırken İngilizlere esir düşen Nurettin Artam, esaret hayatını başında malarya hastalığına yakalanır. Kahire’de bulunan iki numaralı Abbasiye Hastanesinde bir müddet tedavi görür ve ardından Mısır’da bulunan Zekazık ve Kuveysana esir kaplarında tutulur ve 1920 yılında *Türkiye’ye geri döner. Yurda dönüşünün üzerinden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra 17Mart -7temmuz tarihleri arasında Vakit Gazetesinde ‘Mısır Çöllerinde Türk Gençleri’ başlığı ile tefrikalar halinde esaret hatıralarını yayınlar.*Mısır Çöllerinde Türk Gençleri. Serkan Erdal Arka kapak yazısı. 

Türk Askerleri esir kamplarında oldukça farklı muamelelerle karşılaşırlar. Birçokları bu kamplarda salgın hastalıklar, yaralı oluşları, yetersiz beslenme, bakımsızlık, ilgisizlik vb. sebepler üzerinden şehit olurlar. Şam’da esir düşen Türk gençleri trenle Mısır içlerine doğru ilerlemektedirler. Bir akşamüstü tren Gazze Vadisine ulaşmıştır. Gazze Vadisi Türk Arap muharebelerin en şiddetli yaşandığı yerdir. 

‘Filistin Çöllerinde fedâ-yı can etmiş birçok Türk gençlerini hatırlıyorum… Zavallı tepelerin, kırların her biri ayrı bir destan-ı hamaset olacak menkıbeleri yavaş yavaş unutulacaktı ve unutuluyordu. Şimdi orayı bir akşamın esmer gölgeleri altında hatırlıyorum. Zavallı Türk gençliği ne kadar uzak ne kadar unutulacak beldelerde kan dökmüş, hayatını feda etmişti. Şimdi o topraklar üzerinde bin türü menfaat hisleriyle boğuşanlar, henüz toprağın içinde rengini kaybetmeyen Türk kanına herhalde hürmet etmeyi hatıralarından bile geçirmiyorlardır…’ Çöllerde belli belirsiz kum yığıntıları atında sayılarını bilemediğimiz Türk askerleri yatmaktaydı. 

-Bu konuda bütünsel bir çalışma var mıdır bilemiyorum ama şayet yoksa Türk Arap savaşları ve şehit olan Türk Askerleri hakkında bütünsel bir çalışma yapılmalıdır diye düşünüyorum.   

Söz konusu hatıraları gün yüzüne çıkarmayı amaçlayan bu eserle Osmanlı Ordusunun umumi harp arasındaki durumu, muhasım devletlere esir düşen Türk askerlerinin esir kamplarında yaşamış oldukları ‘ahvali’ okurların dikkatine sunuyoruz.  

Bu kamplarda kendilerine göre hazırladıkları değişmez kültürel faaliyetlerde de bulunmaktadırlar. Bu faaliyetlerin başında, şiir yazma, beste yapma; yazarı, senaristi ve oyuncularının da kendilerinin *a.g.e S. 120 olduğu çeşitli tiyatro oyunları oynanır. 

Esaret elemleri içinde bunalan esirler kamp içinde bir tiyatroculuk meydana çıkarmayı tâ ilk günlerden beri düşünüyorlardı. Esir kampında farklı ırklara mensup insanlarda bulunmaktadır. 

Enli yemek masaları yan yana getirilerek sahne, battaniyeler bir birbirlerine iğnelenerek perde yapılırdı. Açılıp kapanmasında daima müşkülata tesadüf edilen bu sahne üstünde basit temsiller verilir şiirler irşâd olunurdu. 

Kampta Araplar ile Türkler arasında bir soğukluk söz konusudur. Bir gün haber aldık ki Araplar Selahaddin-i Eyyubi namına Arapça bir piyes temsil edeceklermiş. Bunun için çeşitli hazırlıklar yapılmakta. Muayyen akşam gelince sıraları dizdiler, sahneyi ve perdeyi kurdular. Birçok para sarf ettikleri anlaşılıyordu. Dekorları oldukça mükemmeldi. Yemekhanenin etrafı açıktı. Biz orada durup bakıyorduk. Temsile Türkler seyirci sıfatıyla bile iştirak etmiyorlardı. 

Nihayet perde açıldı oyun başladı. Oyunun başlıca eşhasını Selahaddin-i Eyyubi ile Arslan Yürekli Richart teşkil ediyordu. Aslan yürekli Richart’ın mahiyetinde birisi bir aralık geldi, sahnenin orta yerine bir İngiliz Bayrağı dikti. 

Araplar gerek içerden gerekse dışardan bu bayrağı alkışladılar. Bu durum bizim ağırımıza gitmişti. Bu harekete bir mukabele lazımdı. Kampta bulunan Yüzbaşıları bire birer dolaştık. Hepsi bir araya toplandılar ve karar verdiler. Ertesi hafta biz de bir oyun verecektik ve bu oyun için lazım gelen masarifi herkes iane vermek suretiyle temin edecekti. Sahnenin içinde perdeler, kulisler hemen her taraf her şey kırmızıdan beyazdan yapılmıştı. Sahne bu iki sevgili renk *Ötüken Neşriyat içinde çok güzel, çok cana yakın gözüküyordu. Dış perdeyi yavaşça açtılar. Hepimiz kendimizi tutamayarak ayakta alkışladık. Garibi şurası ki seyirciler arasında bulunan İngiliz Kamp Komutanı da beşüş (Güleryüz) bir yüzle bu sahneyi alkışladı. Kamp komutanı Kaymakam Jenkins orada ki esirler için gayret ve faaliyetlerini burada şükranla anmak isterim.

Yazarın Diğer Yazıları