İtikadı İman ilahi bir anlatımla; Allah’ın Sıfatları tanımlı bir bütünselliğin anlatımı olup insan kaynaklı her türlü dış müdahaleye kapalıdır. Daha açık bir ifade ile insan Allaha ait hiçbir değerle-sıfatla birlikte yaratılmış olan bir varlık değildir. Allah kendi iradesini peygamberler dâhil hiçbir kimse ile paylaşmaz. Hangi ad altında olursa olsun insanlar Allah adına din-hüküm tanımlı ortaya yeni, yeni ibadetler koyamazlar. Bilgi ve yaratma adına hiçbir kimse Allah’ın sırrı ile sırlanamaz. (Bu konu; ‘İlham ile Vahiy Arasındaki Fark’ başlıklı ilgili makalede inşallah yeniden genişçe ele alınacaktır.) Allah’ın bildiği bilgilere sahip olamaz. Hiçbir beşer; Allah adına, Allah’la bütünleşip Allah’ta yok olamaz. Sonra bireysel ve toplumsal bir ifade ile insan; sözde değer olarak kabul edilen bu anlatımlardan hiçbir şekilde sorumlu değildir. Burada insana düşen kişisel bir anlatımla; bilinç ve irade aktarımlı-anlatımlı aklını kullanmak suretiyle yaratılış amacına yönelik-sıratı müstakim kavramlı, orta yol tanımlı iyi bir kul ve iyi bir halife olması çabası içerisinde olmasıdır.
-Cenab-ı Allah bu durumu birçok Ayet-i Kerimeyle birlikte Rahman Süresi 4. Ayetteki ifadesiyle şu şekilde ifade etmekte. (Allemehül Beyan) ‘Allah ona (İnsana) beyanı öğretti.’ Cenab-ı Allah bu Ayet-i Kerime’de ileride göreceğimiz gibi göreceli kavramlardan oluşan varlık ilkeleri, ahlak ilkeleri, akıl-mantık ilkeleri gibi ve dini oluşturan farklı değerlerle birlikte, ilahi beyanı, beşeri beyanı ‘onların özelliklerini’ öğrettiğini ifade etmekte. Bir diğer Ayette ‘Bu Kur’an bütün insanlar için inşallah yine ileride ‘Dogmatik Değerler-Varlık İlkelerinde de’ teferruatlıca göreceğimiz şekilde bir beyan, muttakiler için ise bir yol gösterici ve bir öğüttür.’ (Ali İmran 138: Bu Kuran insanlara bir açıklama, takva sahipleri için de bir hidayet ve öğüttür.) Bu ayette Kur’an-ı Kerim’in iki temel özelliğine dikkat çekilmekte. İlki Kur’an’ın bütün insanlar için bir beyan olduğudur. İkincisi ise muttakiler (düşünenler) için yol gösterici öğüt yönünü bulunduruyor oluşudur.
Beyan yönünün Kur’an metinlerinin insanlar tarafından anlaşılabilir, açıklanabilir ve beşeri anlamda nesnel temelli bilgiler üzerinden temellendirilebilir oluşunu ifade eder. İnsan artık idrake, izana, bilince ve akla dayalı olarak; İtikadı İman ve ameli davranışlar üzerinden bir halife olarak kendisini ve yeryüzünü imar etmekle yükümlü ve sorumluluk sahibi olan tek varlıktır. Bu anlatıma göre Kur’an sadece Müslümanlara değil bütün insanlar için bir beyan, (HANİFLİK) hem yol gösterici hem bir öğüt ve hem de insanlar için bir kurtuluş vesilesidir. Doğrusu bir beşer olarak (doğru yol tanımlı ve hükümlü) insan daha ne arar ki.
Bu reçete ‘Yaratan Rabbinin adı ile oku. O insanı bir Alâk’tan yarattı. Oku, senin Rabbin en cömert olandır. O kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir. Hayır, (bunla birlikte) insan kendisini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder. Şüphesiz dönüş ancak Rabbinedir.’ bu şekliyle Âlak Suresi üzerinden insana yol arkadaşlığı oluşturur.
İnsan davranışlarını iki dünya adına kapsamlı bir şekilde anlayabilmek için ilgili davranışlara; ‘vahiy dışı’ İsevilikle birlikte, günümüz tasavvuf katılımlı sözde Vahdaniyet inancı, Ateizm, Paganizm, Politeizm dâhil din adına sözde Kuran-ı Kerim ve farklı din kaynaklı çıkarımlar, ilgili notlar, sözlü aktarımlar ve yine ilgili kaynaklardan gelen yine sözde değerler geçmişten günümüze daha öncede ifade edildiği üzere araştırma konusu olmalıdır diye düşünmekteyiz. Vahiy temelli dini bozan etmenler muhakkak ki din kavramına en yakın olan anlatımlar üzerinden ortaya konur.Yumurtanın dıştan kırılmasının sözde anlatımları, aslolan yumurtanın çatlayarak içten kırılmasının anlatımlarının önünde en büyük engeldir. Deist olduğunu düşündüğüm bir arkadaşımın ifadesiyle; farklı felsefik anlatımlardan kurtulup ilahi irade fikrine ulaşılamadığının bütünsel bir anlatımı. Tasavvuf, Deizm, Ateizm vb. anlatımlar. Tasavvuf inancı da fiil üzerinden fail oluşturmaya çalışsa da; tasavvuf adına ortaya konan hemen hemen tüm anlatımlar madde ve mana anlamında Haniflik temelli olmayan, geçmişten gelen ve yer yer de ‘şirk’ temelli sözde olan değerlerdir.
Geçmişten günümüze boşalan Havralar, Kiliseler devamıyla günümüzde yer yer yine boşalan Camiiler. Bu düşünceden hareketle; İslam Dininin temel kaynağı olan Kuran-ı Kerimden Akaid anlatımlı öncelikle hangi temel çıkarımları yapmamız gerektiği ve çoklu uluslarda insan hayatının ilgili safhalarının nasıl şekilleneceğine dair gerekli çalışmaların anlaşılır, yaşanılır ve çağlara ve uluslara hükmeder özelliklerinin vahiy vahdaniyet temelli; itikat-izan-bilinç, nesne, irade ve akıl anlatımlı ‘HANİFLİK’ temelinin ‘Dogmatik Değerler-Fıtrat Delilleri-Varlık İlkeleri’ başlığı adı altında yeniden ortaya çıkartılması. Konu üzerinde çalıştığımız şekliyle; oldukça kapsamlı, oldukça zor, oldukça ağır ve yine sözde ilgili nakiller üzerinden oldukça çelişkilidir. Cenabı Allah hayr ve kolay kılar inşallah…
İnşallah Gelecek Haftaki Yazımız; Dogmatik Değerler-Varlık İlkeleri- Fıtrat Delilleri.