İlhami Şekercioğlu

Dogmatik Değerler Varlık İlkeleri Fıtrat Delilleri

İlhami Şekercioğlu

Üç farklı isimle ifade etmeye çalıştığım insan hayatında önemli bir kavram olan aynı değerleri taşıyan konuların daha rahat anlaşılabilmesi adına farklı isimlerle ortaya koymaya çalıştığımız şekliyle; insan için doğumla birlikte kazanılmış olan her türlü değer yaratılışa özgü fıtrat değerlerdir.

Biz bu değerleri konuların daha iyi anlaşılabilmesi adına yer yer üç farklı isimle birlikte ayrı ayrı olarak ifade etmeye çalışacağız. Varlık İlkeleri bir bütünün kendisine özgü iç tutarlılığa sahip ayrı ayrı özellikler taşıyan parçalarıdır. İnsan için hayat; dogmatik değerlerin-varlık ilkelerinin-fıtrat delillerinin idrakiyle açılımıyla kişisel olarak başlar. Bu İfadenin geliştirilmesiyle birlikte Haniflik-halifelik ve oluşturdukları medeniyetler, duygular ve yine kişisel anlatımlara özgü farklı görüşler/etkenler/erkler ve kültür kavramlı bilgiler üzerinden devam eder. 

İnsan doğumu ile birlikte ihtiyaca, meraka, idrake dayalı olarak kendisi tarafından çok bilinmeyenli denklemlerle karşı karşıyadır. İdrak; yaratılmışlar üzerinde madde ve mana (somut-soyut) anlamında akıl erdirme, kavrayış anlama ve anlamlandırma olarak ifade edilir. Artık insanın birinci önceliği; bu çok bilinmeyenli denklemleri ilgili kurallar üzerinden sistematik olarak çözme mücadelesi içerisinde olacaktır. Zira bu denklemlerin çözümüyle birlikte insan; kendisine iyi daha iyi, düzgün, fıtratının gereği emredildiği şekliyle; dün bugün ve yarın tanımlı yaşam alanları oluşturma çabası içerisinde olacaktır. Muhakkak ki bu çaba insan hayatını bütünsel olarak ilgilendiren bir çalışmayı zorunlu kılacaktır. Bu çaba hangi zamandan başlayacak ve nasıl bir bilince dayalı olarak hangi irade üzerinden ortaya konacaktır? Cevaplaması oldukça zor bir soru olsa gerek.

İnsan doğumuyla birlikte; yakından uzağa bir bilinçle “ön kabulle” birlikte hayata başlar. Bu ön kabulün içerisinde tüm insanlığın taşıdığı olumlu olumsuz değerler ve onun oluşturduğu farklı kültürler vardır. Doğrusu her insan için, her toplum için bu ön kabulün şartları ayrı ayrı oldukça önemli olsa gerek. Düşüncemiz o ki bütünsel bir anlatımla; bu ön kabul hayata başlamada ve devam ettirmede düğmelerin yanlış düğmemelenmesinde oldukça gerekli olan bir kavramdır. Zira her düğme ilk düğmeye bağlı olarak devam edecektir. Bu kavram mutlak şekilde; madde-nesne, mana-ruh-duygular ve inanmak tanımlı-anlatımlı, “Haniflik” temel kavramlı bir bilinci ortaya koymak durumundadır. Sağlam karakterli bir irade sağlam karakterli bir seçilime dayalı olarak (iyiliği oluşturma adına) kişiye özgü farklı bilinç kavramlı olarak inşa edilir. Bu bilinçte; insanlar için bir çatışma kültürü yoktur. 

Bilinç ve Bilinç Oluşturma:  
Bilinç insanı kendisine özgü bir birey yapan temel kavramların toplam birimidir. Bu birim Haniflik temel kavramının bütünsel açılımıdır. Gerek madde gerekse de mana anlamında tamamen “göreceli kavramlar” üzerinden ortaya konur. İnsanlar hayatı güzelleştirme adına göreceli kavramları yaratılış ve fıtrat değerleri üzerinden kültür anlatımlı “sabit” temelli hale getirmeye çalışırlar.  İnsanlar toplumlar sabit değerleri oluşturmada kendilerine özgü bir bilinçle farklı yöntemler uygularlar. Biz bu kültür yapılanmalarına sabite değerler diyoruz. Sabite değerler o toplumların öncelikle kişisel, zamanla durağan olmayan yer yer değişkenliğe sahip olabilen toplumsal kültürlerini oluşturur.  Bu kültür tüm insanlık için iki dünya adına bir barış projesi olmak durumundadır. 

Hanifliğin temel anlatımları; insanın mana anlamında kendisine kanat takıp istediği yere uçmasının bir anlatımı değil, fıtri bir anlatımla; iki dünya adına sağlam temelli-karakterli olarak yere sağlam basabilmesidir. Haniflik; insanın kendi ayağının kaymaması için henüz ön kabulde gerekli olan tedbirlerin kâğıt kalem ve anlatımları-okumaları üzerinden ele alınmasıdır. Bu tedbirleri almadaki problemler geçmişten günümüze madde ve mana anlamında insanlığın başının belası olmuştur. 
Gelecek haftaki yazımız “Madde ve Mana- Fizik Metafizik” anlatımları ve birbirleriyle olan ilişkileri üzerinde kısaca durulacaktır. Zamanla bu ilişkinin iki dünya adına insan kaynaklı bozulması kısa anlatımlarla inşallah devam edecektir diye düşünüyorum…  

Yazarın Diğer Yazıları