İlhami Şekercioğlu

Din İnsan İlişkisi…

İlhami Şekercioğlu

Dinler Ne Zaman Oluşmaya Başlamıştır. Oluşan Bu Dinlerin İnsan-Beşer İçin Hükmü Nedir?

Bir kısım düşünür inanmayı sadece korku üzerinden şu vb. şekilde ortaya koymaya çalışır. Oysaki bu anlatım şekli ruhun önemli bir anlatımı olup inanmanın sadece bir boyutunu oluşturur.

‘‘Zifiri karanlık bir gecede tekin olmayan bir yerde tek başınasınız ve sizden kaynaklı olmayan seçmekte zorlandığınız bir hışırtıya, gürültüye dayalı bir ses duydunuz. Yahut bu durumuyla o zamanda yaşananlara bir anlam verememektesiniz. O an itibarıyla ne düşünürsünüz? Size zarar vermeye gelen insan dâhil farklı bir canlımıdır? Yoksa farklı bölgelerden farklı şiddette meltem de olsa sizin için o an acı acı esen bir rüzgâr mıdır yahut bir sele, depreme dayalı bir durum mu bu hışırtıyı, sesi oluşturmuştur. Bu sorunun cevabı var olma, korunma hayatta kalma, zamanla dünyevileşme ve ihtiyaçların temini adına o an ve devamıyla sizi fiziki olarak tanıyamadığınız, göremediğiniz bir varlığa karşı tedbir almayı, yer yer onunla mücadeleyi yahut gücünüzün yetmediği yerde onu kabullenmeyi ve zamanla ona inanma adına boyun bükmeyi, ona inanmaya, ondan korkmaya, ona sığınmayı nihayetinde onu kabullenmeyi zorunluluk haline getirecektir.’‘

Bu durumda korku, fıtratın bir ifadesi olarak o an korkudan daha önce var olan iyiliği koruma ve devamıyla hayatta kalmayı daha farklı iyilikleri oluşturma adına sürekli olarak tedbir almayı, temennilerde bulunmayı (Dua) hayatı kolaylaştırma adına gerekli kılar. Tedbir, var olmanın, korunmanın, inanmanın ve nihayetinde kalkınmanın önemli olan bir anlatımıdır.

İnsan; korku, oluşabilecek kötülükler, açlık tokluk dâhil ihtiyaçların temini üzerinden iyiliği oluşturmada kendi etrafını çeviren tüm etmenlere karşı iyilik, kötülüğü iyileştirme, inanmak kavramları üzerinden farklı davranışlar ortaya koymak durumundadır. İnsan farklı sebeplere ve hava şartlarına göre tedbir alır, sığınmak için evler inşa eder. Beslenmek ve hayatı kolaylaştırmak için gerekli çalışmaları yapar. Bu durumuyla inançla birlikte iyiliği oluşturma adına inanma ve toplumsal hayat bir yönüyle bireysel olarak bu şekilde başlar.

Toplumsal hayat; insanın kendisini fıtratın bir ifadesi olarak; zamanla koruma, korunma, üreme, üretme, inanma, kalkınma adına, kendi kurallarını ilgili yasalar üzerinden çoğaltarak-güzelleştirerek ortaya konur.

Tüm bu anlatımlar fiziki ortamlarda gelişen bir olay olup sebep sonuç ilişkisine bağlıdır. İnanmak, gerek iyilik gerekse kötülük oluşturmada diğer farklı duygular ortaya konmadan sadece bu şekliyle korku üzerinden insan ruhunun ihtiyaçlarına cevap veremeyecektir. Ruhun tüm farklı durumları insan için inanmayı kalp üzerinden zorunlu kılacaktır. İnanmak; sadece korku üzerinden naklin bir anlatımı değil ruhun olması gerektiği şekliyle en tabii ve zorunlu olan bir ihtiyacıdır. Şayet inanç bu şekliyle sadece korku üzerinden inşa edilmiş olsaydı iyiliği oluşturur sebeplere sahip olan insanların inanmasını gerekli kılacak her hangi bir sebep olmadığı için bu insanların herhangi bir şeye, Allaha inanmalarına gerek kalmayacaktı.

İyilik, kötülük (sevgi-korku, nefret, duygular) ve inanmak kavramları fıtratın/ruhun bir ifadesi olup inanmanın, evrensel olarak iyi insan olmanın ortak olan temel anlatımlarıdır. Kur’an-ı Kerim bu anlatımı inanmak dâhil Haniflik olarak ifade eder.

İnanmak-din; gerek dua, sığınma gerekse tedbirli olmada, iyiliği oluşturmada, iyi yaşamada insan düşüncesinin, ruhunun birinci önceliğidir. İyiliği oluşturan tüm sebepler; memnuniyeti dolayısıyla bir şeylere inanmayı, şükrü ve duayı gerekli kılar. Temel itibarıyla inanmak tek başına korku üzerinden ortaya konulamaz, inşa edilemez.

İnanmak fizyolojik bir ihtiyaç gibi ruhun bir ihtiyacı, anlatımı olup sadece insana özgüdür.

Bu anlatıma göre öncelikle insan varsa; fizyolojinin, ruhun ihtiyaçları durumunda olan beşeri hayat, farklı lisan, kültür daha sonra bunların devamıyla iman din ve bunların hükümleri vardır.

Hayata başlamada sırası üzerine bütünlük oluşturan bu düşünce birbirinden ayrıldığında insan hayatında aşılması imkânsız olan farklı problemleri beraberinde getirecektir.

Din, insan inancının önemli bir değeridir. İnsanların iç dünyalarındaki ahenk ve davranışlarının yönünü ve şeklini kendi değerleri ve ilgili psikolojisi üzerinden bir dengede tutmaya çalışır. Bu anlamda tüm zamanlarda sahibi için güçlü bir olgudur. Bazı Psikoloji uzmanlarına göre din insan için bir nevroz insan hayatını sınırlayan, yaşam alanlarını kendi düşüncesi üzerinden daraltan, insanı sıkıntıya sokan bir düşünce inanç sistemi kimisine göre ise ruhun vazgeçilemez gıdasıdır. Bu anlamda din zaman, zaman farklı eleştirilere uğrasa da bireysel ve toplumsal olarak insanda fıtratın bir ifadesi olarak var olmuş ve varlığını ilk insanlardan günümüze beşer ve vahiy temelli olarak sürdürmüştür.

Vahiy temelli olarak kullanılmayan–yaşanmayan din yahut onun algısı, ideolojisi oluşturduğu farklı nevrozlar ve çatışmalar insanlık âleminin geçmişten günümüze gelen en büyük problemidir. Bu problemler günümüzde de farklı isimler adı altında bir şekilde din adına, (aynı din ve mezhepte olsa da) insanlar birbirlerini tekfir etmeye devam etmekteler... Bu problem; Haniflik başlangıçlı temel kavramlarının kabulü ve ruhun dinginliği üzerinden vahiy temelli anlatımları ve yaşanırlılığı ile birlikte çözülür.
 

Yazarın Diğer Yazıları