Ramazan ayı, sadece aç kalmanın değil; düşünmenin, arınmanın ve hayatın anlamını yeniden tartmanın zamanıdır. Gün boyu süren orucun ardından kurulan iftar sofraları ise bu ayın en güzel anlarından biridir. Aileler bir araya gelir, sofralar paylaşmanın ve şükrün mekânına dönüşür.
Ramazan sofralarının kendine özgü bir dili vardır aslında. Hurma bunun en sembolik örneğidir. Asırlardır iftarın başlangıcını temsil eder. Bir hurma ile oruç açmak, sadece bir gelenek değil, aynı zamanda bir hatıradır; peygamberi bir mirasın bugüne taşınmasıdır.
Bu yüzden iftar sofralarında bazı şeylerin doğal bir yeri vardır. Hurma, su, çorba, sıcak bir ekmek… Bunlar sanki o sofranın ruhunu tamamlayan unsurlardır.
Son yıllarda ise dikkat çeken bir başka görüntü var: Ramazan sofralarının merkezine yerleştirilen büyük gazlı içecek şişeleri. Özellikle de reklamlarda ve bazı görsellerde iftar sofralarının adeta ‘’vazgeçilmez unsuru'' gibi sunulan içecekler.
İşte tam burada içimde bir huzursuzluk oluşuyor.
Ramazan’ın ruhu; sadelik, ölçülülük ve paylaşma üzerine kurulu değil miydi? Bu ay, tüketimin değil, biraz da tüketimden uzaklaşmanın zamanı değil miydi?
Bir hurma ile başlayan o mütevazı geleneğin yanına, dev reklam bütçeleriyle yerleştirilen parlak şişeler sanki başka bir dünyanın temsilcisi gibi duruyor. Biri geleneğin ve maneviyatın simgesi, diğeri modern tüketim kültürünün en güçlü sembollerinden biri.
Elbette herkes istediğini içebilir. Bu bir tercih meselesidir. Kimsenin sofrasına karışmak da kimsenin haddine değildir.
Ama mesele yalnızca ne içtiğimiz değil; neyin bize “Ramazan’ın vazgeçilmezi” olarak sunulduğudur.
Bir şeyin reklamını yapmak ile onu bir kültürün ayrılmaz parçası gibi göstermek arasında ince ama önemli bir fark vardır.
Hurma, yüzyılların içinden süzülerek gelmiş bir semboldür.
Gazlı içecekler ise birkaç on yılın pazarlama başarısıdır.
Bu ikisini aynı sembolik yere koyduğumuzda içimde bir çelişki oluşuyor.
Ramazan sofralarının güzelliği, belki de tam tersinde saklıdır: sadelikte. Bir bardak suyun kıymetinin anlaşıldığı o ilk yudumda. Bir hurmanın verdiği huzurda.
Belki de Ramazan bize tam olarak bunu hatırlatır:
Bazen en kıymetli şeyler en sade olanlardır.