Adaletin simgesi, yüzyıllardır elinde terazi ve kılıç taşıyan, gözleri bağlı bir kadın figürüdür. Terazi hakkaniyeti, kılıç hukukun yaptırım gücünü, gözleri örten bağ ise tarafsızlığı temsil eder. Bu figür, karar verirken kişinin kimliğine, makamına, servetine veya gücüne değil; yalnızca hukuka ve vicdana bakılması gerektiğini anlatır.
Ne var ki bir sembolün anlamı, onu taşıyan kurumların uygulamalarıyla hayat bulur. Eğer toplumda insanlar adaletin herkese eşit işlemediğini düşünmeye başlarsa, o zaman gözleri bağlı figür farklı şekillerde yorumlanır. Tarafsızlık için bağlanan gözlerin, gerçeği göremeyen gözlere dönüştüğü yönünde kaygılar dile getirilir.
Türkçede 'Kör tuttuğunu döver.' diye bir deyim vardır. Elbette bu ifade, görme engelli bireylere yönelik bir değerlendirme değildir; düşünmeden, araştırmadan, rastgele ve ölçüsüz davranmayı anlatan mecazi bir sözdür. Hukuk açısından düşünüldüğünde ise asıl tehlike tam da budur. Adalet; rastgele karar veren, kişiye göre değişen veya öngörülemez bir güç olmamalıdır. Çünkü hukukun temelinde keyfilik değil, ölçülülük; öfke değil, delil; kanaat değil, ispat vardır.
Evrensel adalet anlayışı, insanlık tarihinin ortak bir kazanımıdır. Hukukun üstünlüğü, masumiyet karinesi, bağımsız ve tarafsız yargı, savunma hakkı ve eşitlik ilkesi; yalnızca belirli milletlerin değil, bütün insanlığın ortak değerleridir. Gerçek adalet, güçlü olanın değil haklı olanın yanında durabildiği ölçüde anlam kazanır.
Bir ülkede ekonomik göstergeler bozulabilir, siyasal görüşler farklılaşabilir, insanlar birçok konuda anlaşamayabilir. Fakat adalete olan güven sarsıldığında, toplumun ortak zemini de zayıflar. Çünkü insanlar mahkemeye değil de güce, bağlantıya veya şansa güvenmeye başladığında, hukuk devleti fikri yara alır.
Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir karar değildir. Adalet; bir çocuğun geleceğe güvenle bakabilmesi, bir yatırımcının hakkını koruyabileceğine inanması, bir gazetecinin, akademisyenin, işçinin, memurun veya esnafın hak ararken aynı hukuki güvenceden yararlanabilmesidir. Adalet, toplumun tamamına güven veren görünmez bir sözleşmedir.
Bu nedenle adaletin gözleri bağlı olmalıdır; ama kulakları topluma açık, vicdanı diri, aklı hukuka bağlı olmalıdır. Göz bağı, gerçeği görmemek için değil; kişilere göre ayrım yapmamak için vardır. Eğer göz bağı, gerçeği görmeyen bir perdeye dönüşürse, terazi dengesini kaybeder; kılıç ise hukukun değil, keyfiliğin aracı hâline gelir.
Gerçek adalet; kim olduğuna değil, ne yaptığına bakan; makamı değil hukuku esas alan; korkuyla değil vicdanla karar veren adalettir. Çünkü adaletin olmadığı yerde yalnızca mahkemeler değil, toplumun geleceğe olan inancı da yavaş yavaş çöker.
Bir milletin gücü, binalarının yüksekliğiyle değil; adaletinin yüksekliğiyle ölçülür. Terazinin dengesi bozulduğunda, onu taşıyan heykelin ihtişamı kimseyi teselli edemez.
Yazan: AHMET GÖRÜCÜ