Gazetecilik mesleği, toplumun denetleme görevini içinde barındırır. Bir gazeteci doğru soruları sorarak gerçekler üzerindeki perdeyi aralayabilir. Bu süreçte sorulan soruların muhatapları olan makam sahiplerini veya siyasetten bazı isimleri rahatsız edebilir.
Medya düzeninde sıkça rastlanan ve çanak soru olarak nitelendirilen muhatabını parlatmaya yönelik yaklaşımlar gazetecilik etiğiyle bağdaşmaz. Bunu her insanın artık öğrenmesi lazım.
Gazetecilik, al takke ver külah ilişkisi üzerinden yürütülen bir halkla ilişkiler faaliyeti değildir. Kamu adına hesap soran ve cevaplanması zorunlu olan soruları en yalın haliyle sormaktır. Eğer bir soru muhatabını terletmiyorsa, o soru muhtemelen halkın bilmediği gizli bir gerçeği sormuyor demektir.
Bir makam sahibi sorulan sorudan rahatsız oluyor, muhatabını susturmaya çalışıyor veya konuyu geçiştirerek cevap vermekten kaçıyorsa bu durum o noktada topluma açıklanmayan bir pürüzün olduğuna dair en net işarettir.
Yani özetle şunu diyebilirim; Siyasetçilerin ve makam sahiplerinin hoşuna gidecek cümleler kurmak, gazetecinin işi değildir. Gazetecinin asıl görevi cevabı gizlenen soruları sormak ve kamuoyunu gerçeklerle buluşturmaktır.