İnsanların ilgi alanı giderek değişiyor. Özellikle ülke meseleleri konuşulurken ortaya çıkan etkileşim farklı bir yön alıyor. Proje, plan ya da teknik çözüm önerileri gündeme geldiğinde ilginin görece sınırlı kaldığı, buna karşılık sert çıkışların, duygusal söylemlerin ya da tartışma yaratan ifadelerin daha hızlı yayılım gösterdiği görülüyor.
iletişim ortamı bilgi ile duygunun aynı zeminde yarıştığı bir alan haline geldi. Post-truth olarak tanımlanan çağda çoğu zaman verinin kendisinden çok verinin yarattığı hisler öne çıkıyor. Somut çözüm önerileri yerine tepki uyandıran cümleler daha fazla konuşuluyor. Planlama, uzun vadeli strateji ya da teknik detaylar yerine taraf tutmayı kolaylaştıran söylemler daha hızlı karşılık bulabiliyor.
Toplumun beklentileri, talepleri ve duygusal yönelimleri, siyasal söylemlerin biçimini belirleyebiliyor. Dolayısıyla siyasetçiler çoğu zaman sadece toplumun anlık ruh haliyle de hareket etmek zorunda kalıyor.
Gerçekten sistem bizi sorun çözmeye mi yönlendiriyor yoksa sadece duymak istediğimiz cümlelerin peşinden gitmeye mi zorluyor? Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı bir dönemde anlam arayışının zorlaşması da ayrı bir değişik duruyor.
Daha sakin, daha veri temelli ve daha kapsayıcı bir düşünme biçimine ihtiyaç duyulduğu sık sık dile getiriliyor. Yani insanın anlam arayışı değişti. artık hangi sözlerin daha çok yankı bulduğunun bir önemi yok. Hangi sözünüzün gerçeğe daha çok yaklaştığının bir önemi var artık…