Ece Temelkuran’ın Bütün Kadınların Kafası Karışıktır…
Adı bile sinir bozucu biraz.
Çünkü yıllardır kadınlara söylenen o cümle var ya… “Senin kafan çok karışık…”
İşte tam oradan yakalıyor insanı.
Ama Temelkuran başka bir şey yapıyor.
O cümleyi alıyor ve ters çeviriyor. Ve aslında karışık olanın kadınlar değil, onlara çizilen hayatlar olduğunu gösteriyor.
Bu bir roman değil. Öyle başı sonu, olay örgüsü falan beklemeyin.
Daha çok parçalar… Duygular… Yarım kalmış cümleler gibi.
Bazen bir itiraf, bazen bir iç çekiş.
Ve en kötüsü veya en güzeli şu: Okurken “bu benim” diyorsun.
Temelkuran’ın dili yumuşak değil. Okşayan bir dili yok. Aksine… Hafif sert, biraz alaycı, yer yer can acıtıcı. Ama çok gerçek.
Kadınlara yıllardır aynı şey söyleniyor; Güçlü ol!
Ama fazla güçlü olma.
Sev.
Ama kendini kaybetme.
Bağımsız ol.
Ama çok da öne çıkma.
E ne yapsın bu kadın?
İşte o yüzden karışık.
Yoksa doğuştan gelen bir şey değil bu.
Bir de şu var…
Kadınlar anlatmıyor artık, çünkü anlatınca anlaşılmıyor. Anlaşılmayınca yoruluyor. Yorulunca susuyor. Ama o suskunluk, boşluk değil. İçi dolu… Hem de fazlasıyla…
Temelkuran’ın yaptığı şey çok basit aslında, kadınların içindeki o sesi, dışarı çıkarıyor.
Hani gece uyuyamazken aklından geçenler var ya… Kimseye anlatmadıkların… İşte onları yazıya döküyor. Ve insan şunu fark ediyor, bu bir kafa karışıklığı değil. Bu, aynı anda her şey olmaya zorlanmanın sonucu.
Hem güçlü olacaksın…
Hem kırılganlığını saklayacaksın…
Hem seveceksin…
Hem kendini koruyacaksın…
Kolay mı? Değil. O yüzden belki de en doğru cümle şu, bence, kadınların kafası karışık falan değil. Sadece hayat kadınların üzerine biraz fazla geliyor.
Temelkuran’ın farkı da burada başlıyor, okuru kendi hikâyesiyle yüzleştiriyor. Bu yüzden onu sadece bu kitapla anlatmak mümkün değil.
Düğümlere Üfleyen Kadınlar’da kadınların yolculuğunu anlatırken de, Devir’de bir dönemin ruhunu çözerken de aynı şeyi yapıyor: Okuru konfor alanından çıkarıyor ve daha sade ama bir o kadar çarpıcı bir dille, hayatın içinden geçip giden duyguları yakalıyor.
Onun kitaplarında okuduktan sonra akılda kalan, insanın içine yerleşen cümleler var. Çünkü okuru kendi hikâyesiyle yüzleştiriyor. İşte bu yüzden onu okuyanlar kolay kolay vazgeçemiyor.