İnsan yorulduğunu geç fark eder.
Çünkü yorgunluk, omuzlara değil; alışkanlıklara çöker.
Bir süre sonra temkin, karakter sanılır.
Susmak, olgunluk.
Mesafe ise akıllılık...
Kimse bunun yavaş yavaş kaybolmak olduğunu söylemez.
Oysa insan, kendisini en çok incitenlerin yanında değil; kendisi olmaktan vazgeçtiği yerde eksilir. Çünkü insanın en ağır yükü, taşıdığı acılar değil; içine attığı cümlelerdir. Söyleyemediği her duygu, zamanla sessizliğin içinde kendine bir oda kurar. Ve insan, fark etmeden o odada yaşamaya başlar.
Belki de bu yüzden bazı karşılaşmalar açıklanamaz. Size yeni bir şey öğretmezler ama unuttuğunuz bir şeyi hatırlatırlar. İçinizde hâlâ yaşayan, sadece uzun zamandır sesi duyulmayan o insana dokunurlar.
Bir bakış mesela... Hükmü bazen uzun konuşmalardan fazladır.
Bilinçli sessizlik... Çünkü bazı insanlar soru sormaz. Bekler. Ve insan, beklenebildiği yerde açılır. Bütün mesele de budur zaten. Çiçeklerin suyla büyümesi gibi...
İnsan da yargılanmadığı yerde çiçek açar. Belki bu yüzden bazı yüzler tanıdık gelmek yerine tanıdık hissettirir. Aradaki fark küçüktür ama hayatı değiştirir. Çünkü bazı insanlar, hayatınıza yeni biri olarak girmez; sanki yıllardır eksik olan bir parçanız sessizce yerine oturmuş gibi hissettirir.
Onların yanında güçlü görünmek zorunda kalmazsınız. Doğru cümleyi aramaz, kendinizi ispat etmeye çalışmazsınız. En güzel tarafı da budur. İnsan, sevildiğini büyük sözlerden değil; rahatça susabildiği anlardan anlar.
Hayat, bazen en büyük değişimi gürültüyle değil; huzurla yapar. Bir gün biri size, olduğunuz hâlinizin de yeterli olduğunu hissettirir.
İnsan bazen bir ömrü değil, tek bir ânı bekler.
O ânı yaşadığında ise dünya değişmez. Sokaklar aynı sokaktır. Gökyüzü yine aynı mavidir. Ama insanın içindeki yük hafifler. Yıllardır nöbet tutan korkular, yavaşça yerini güvene bırakır. Kalbin etrafına örülen duvarlar bir anda yıkılmaz belki ama ilk kez pencere açılır.
Ve o zaman anlarsınız...
Gerçek huzur, mükemmel bir hayat bulmak değildir. Yanında eksiklerinizi saklamak zorunda kalmadığınız bir insan bulmaktır. Çünkü sevgi, insanı değiştiren değil; kendisine geri getiren şeydir.
İşte o yüzden bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girmez. Onlar, tam vazgeçmek üzereyken hatırlamamız gereken bir cümle gibi gelirler. ‘Kendin olabilirsin.’ derler, bunu söylemeden… Ve insan, ilk kez yorulmadan konuşur. İlk kez korkmadan susar. İlk kez kendini saklamadan güler. O an anlar ki yıllardır aradığı yer, bir şehir ya da bir ev değildir. Bir kalbin içinde, kendisi olarak kalabildiği yerdir.
Çünkü bence bir insanın, başka bir insana verebileceği en güzel duygu ‘eve dönmüş’ hissidir.
Hayatıma girdiğin için teşekkürler…