Şenay Sarıaslan

Bugün günlerden BEN!

Şenay Sarıaslan

Köşe yazılarımda normalde kendimden ve kendi hayatımdan bahsetmeyi pek sevmem. Bugüne kadar belki birkaç kez yazmışımdır; o da ya küçük bir jest ya da sizinle bir dertleşme gibi…

Ama bugün özellikle ve bile isteye kendimden bahsedeceğim.

Çünkü bugün benim doğum günüm.

39’u geride bırakıp 40’a adım atıyorum.

Söylemesi kocaman, ağza dolu dolu gelen bir 40!

Ama geriye dönüp baktığımda, göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş bir kırk yıl…

Bazen ağlayarak, bazen kahkaha atarak, bazen de doludizgin…

Ben gençliğimi doludizgin yaşadım. Üniversite hayatı, dostluklar, aşklar, seyahatler… Harikaydı. Her şey olması gerektiğinden daha güzeldi.

İş hayatıma da çok şey sığdırdım. Tecrübeler, başarılar, hatalar, yeni başlangıçlar… Ama en çok dostluklar.

Bugün bu köşeyi biraz da 2026 yılında gelecek kaygısıyla boğuşan okurlarım için yazıyorum.

40 yaşından size naçizane birkaç şey söylemek istiyorum.

Zaman hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor insana.

Ama geçiyor. Hem de göz açıp kapayıncaya kadar…

Hatta bana sorarsanız biraz fazla hızlı geçiyor.

Hiç değişmeyeceğinizi zannediyorsunuz ama çok değişiyorsunuz. Çok şey yaşıyor, çok şey deneyimliyor ve günün sonunda bambaşka biri oluyorsunuz.

Bir zamanlar yargıladıklarınızı anlamaya başlıyorsunuz.

'Ben asla yapmam' dediklerinizi yapabiliyorsunuz.

‘Bunu hayatta kabul etmem’ dediğiniz şeylere başka bir yerden bakabiliyorsunuz.

Hayat bu…

Ve her şey insanlar için sonuçta. Bitmez dedikleriniz bitebiliyor, geçmez dedikleriniz geçiyor.

Onsuz olmaz dedikleriniz olmadan da hayat devam ediyor.

Ve hayat, siz planlar yaparken kendi bildiği gibi sürekli dönüşüyor.

Peki, bütün bunların sonunda elinizde ne kalıyor biliyor musunuz?

Sadece sevgiyle ve içtenlikle kurduğunuz bağlar.

İş olabilir, arkadaşlık olabilir, aile olabilir, aşk olabilir…

Sevgiyle ve gerçekten kalpten kurduğunuz her bağ, hangi yaşta olursanız olun ve ne yaşarsanız yaşayın sizinle geliyor.

Hayattaki asıl değer tam olarak bu…

İş kaygısı, aşk acısı, geleceğin bilinmezliği… Bunlar hepimizin hayatında var.

Bugün günlerden BEN!

Ama artık 40 yaşından baktığımda bunları hayatın büyük dertleri olarak görmüyorum. Bunlar yaşamın içinde olan, hemen herkesin bir şekilde karşılaştığı şeyler.

Hayatın kendisi…

Asıl mesele, bütün bunlar olurken o yolu nasıl yürüdüğünüz.

Eğer yanınızda sevdiğiniz insanlar varsa, siz de insanlarla sevgi bağı kurabiliyorsanız, düştüğünüzde elinizden tutan, sevindiğinizde sizinle gerçekten sevinen insanlar biriktirdiyseniz hayat her şeye rağmen çok güzel.

O yüzden size 40 yaşından, naçizane, küçük bir tavsiye: Hayat yolunda yürürken sürekli sonuca bakmayın.

Bir an önce mezun olmaya, işe girmeye, yükselmeye, âşık olmaya, evlenmeye, bir şeylere sahip olmaya çalışırken yolun kendisini kaçırmayın!

Çünkü zaman gerçekten hiç anlamadığınız bir hızla geçiyor.

Bir bakıyorsunuz, 'Daha çok var' dediğiniz yaşın tam ortasında durmuşsunuz.

İşte o zaman geriye dönüp baktığınızda gördüğünüz şey pişmanlıklar değil, güzel anılar olsun.

Ben bugün kendi hayatıma dönüp baktığımda; 

Hiç keşkem yok.

İyi ki yaptım.

İyi ki sevdim.

İyi ki gezdim.

İyi ki güldüm.

İyi ki bazen yanıldım.

İyi ki düştüm, kalktım, yeniden başladım.

Ve en çok da iyi ki hayatımı bildiğim gibi yaşadım. Bunu söyleyebildiğim için mutluyum.

Size de tavsiyem bu, içinizden geldiği gibi yaşayın hayatınızı.

Başkalarının sizin için çizdiği hayatın değil, kendi hayatınızın peşinden gidin.

Sevin. Gezin. Kahkaha atın. Yanlış yapın. Yeniden başlayın. İnsan biriktirin. Anı biriktirin. Çünkü hayat gerçekten çok güzel…

Hoş geldin 40 yaş.

Hoş geldin yeni hayat.

Çok heyecanlıyım!
 

Yazarın Diğer Yazıları