Şenay Sarıaslan

Bir dakika Mehmet Bey! Bu hesabı Kayserili ödüyor

Şenay Sarıaslan

Ekonomi yönetimi rakamları açıkladıkça ben dönüp Kayseri’ye bakıyorum. Çünkü Ankara’da ‘mali disiplin’, ‘faiz dışı fazla’, ‘bütçe dengesi’ diye konuşulan her şeyin ucu bir şekilde bizim cebimize dokunuyor. Vergi denildiğinde ödüyoruz, tasarruf denildiğinde kemeri sıkıyoruz, sabır denildiğinde yine bekleyen biz oluyoruz.

Hal böyle olunca insanın da hesabı önüne koyup sorması geliyor,‘Biz daha ne kadar ödeyeceğiz?’

Öyle küçük paralardan da söz etmiyoruz. Sadece ocak ayında Kayseri’de 6 milyar lirayı aşan vergi tahsil edilmiş. Kayseri’nin ilk altı aylık ihracatı da yaklaşık 1,9 milyar dolar. Yani bu şehir üretmiş, satmış, ülkeye döviz kazandırmış, vergisini de ödemiş. Kayseri üzerine düşeni yapmış anlayacağınız.
Sonra Türkiye’nin bütçe rakamlarına bakıyorsunuz. İlk 7 ayda 7 trilyon 855 milyar lira vergi toplanmış, 1 trilyon 791 milyar lira faize gitmiş, bütçe de 1 trilyon 321 milyar lira açık vermiş.

İşte burada bir dakika Mehmet Bey!

Çünkü vatandaşa gelince hesabımız pek sıkı.

Emeklinin maaşı konuşuluyor, bütçe imkânları deniliyor. Asgari ücretlinin alım gücü konuşuluyor, enflasyonla mücadele deniliyor. Memurun zammı gündeme geliyor, mali disiplin hatırlatılıyor.

İş vatandaşa geldi mi hesabın kitabın sonu yok.Ama aynı hesabı vatandaş da yapıyor artık.

7 ayda 7 trilyon 855 milyar lira vergi toplamışız. Bunun 1 trilyon 791 milyar lirası kadar bir tutar faize gitmiş. Üstüne bütçe 1 trilyon 321 milyar lira açık vermiş.

İnsan ister istemez soruyor, bu kadar vergiye rağmen neden hâlâ açık veriyoruz?

Mehmet Şimşek ise bütçe sonuçlarını değerlendirirken ilk 7 ayda 470 milyar liralık ‘faiz dışı fazla’ verildiğinin altını çiziyor.

Elbette ekonomi açısından bunun bir anlamı var. Ekonomistler oturur, anlatır; faiz dışı dengenin neden önemli olduğunu da ortaya koyar.

Ama bizim Kayseri’de vatandaşın hesabı biraz daha başka.

Mesela çıkıp Cumhuriyet Meydanı’nda bir emekliye ‘470 milyar lira faiz dışı fazla verdik’ desek, eminim ilk sorusu şu olur: ‘Benim cebime ne oldu?’

Asıl mesele de bu değil mi zaten?

Vatandaş ekonomiyi Excel tablosundan yaşamıyor ki…

Markete gittiğinde yaşıyor.
Kirasını ödediğinde yaşıyor.
Elektrik, doğalgaz faturası geldiğinde yaşıyor.
Çocuğunu okula hazırlarken yaşıyor.

Bir de kredi kartının hesap kesim tarihi geldiğinde gayet güzel yaşıyor!

Üstelik yıllardır aynı şeyleri söylüyoruz.

Biraz sabır…
Biraz tasarruf…
Biraz daha kemer sıkma…
Peki, daha ne kadar?

Kayseri’de bugün orta gelirli bir aile bile alışveriş yaparken iki kere düşünüyor. Ev sahibi olmayan kirayı, ev sahibi olan faturaları düşünüyor. Çocuğu olan okul masrafını, arabası olan akaryakıtı düşünüyor. Emekli pazara çıkarken cebindeki parayı hesaplıyor, esnaf günün sonunda kasaya bakıyor.
Yani vatandaş zaten kendi tasarruf programını çoktan uygulamaya koydu.

Hem de herhangi bir genelgeye ihtiyaç duymadan!

Canının istediğinden vazgeçerek yaptı bunu. Tatilini erteleyerek, arabasını daha az kullanarak, markette bazı ürünleri rafa geri bırakarak yaptı.
Bir yerden sonra buna tasarruf demek de zor geliyor bana.

Çünkü insan artık parasından değil, hayatından kısmaya başlıyor.
Tam da bu nedenle fedakârlık denildiğinde adresin sürekli vatandaş olmasına itirazım var.
Elbette zor ekonomik dönemlerden geçilebilir. Elbette devlet vergi toplayacak. Elbette bütçenin dengelenmesi gerekiyor.
Ama madem hep birlikte aynı gemideyiz, tasarrufu da hep birlikte görelim.

Vatandaşın üç kuruşunun hesabını yaptığımız kadar kamunun harcadığı milyarların da hesabını yapalım.

Emekliye, işçiye, memura ‘Biraz daha sabır’ demeden önce o sabrın sonunda ne olduğunu gösterelim.

Hele Kayseri gibi üreten, ihracat yapan ve milyarlarca lira vergi ödeyen bir şehirde bunu sormak hiç de haksızlık değil.
Çünkü Kayserili hesabı bilir.

Verdiğini de bilir, cebinde kalanı da…

Rakamları yan yana koyduğumuzda ise benim aklımda tek bir soru kalıyor, Bir dakika Mehmet Bey!
Bu hesabı daha ne kadar ödeyeceğiz?
 

Yazarın Diğer Yazıları