Bir insanın ne kadar güçlü olduğunu anlamak istiyorsanız, sağlığını kaybettiği ana bakın!
Yıllardır çölyakla yaşıyorum. Başlangıçta bunun sadece glutensiz beslenmekten ibaret olduğunu düşünüyordum. Meğer hikâye o kadar basit değilmiş. Zamanla yeni intoleranslar, hassasiyetler ve alerjik reaksiyonlar eklendi hayatıma. Yediğiniz her lokmayı sorgulamak, bir ürünün etiketini defalarca okumak, dışarıda yemek yerken sürekli temkinli olmak zamanla hayatın bir parçasına dönüşüyor.
Bazı insanlar bunu anlayamıyor, abarttığınızı düşünüyor. Oysa bazen normal başlayan bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda sizi acil serviste bitirebiliyor :)
Bir anda nefesiniz daralabiliyor.
Kalbiniz hızlanabiliyor, kaşınmalar, migren tarzı ağrılar, sindirim bozuklukları...
Vücudunuz size ait değilmiş gibi davranabiliyor.
İşte o an anlıyorsunuz ki ne yaparsanız yapın güçlü değilsiniz! :(
Sağlıklıyken hepimizin planları var.
Yetişeceğimiz işler, kuracağımız hayaller, ulaşmak istediğimiz hedefler...
Ama bedeniniz bir gün ‘dur’ dediğinde, bütün o planlar birden anlamını yitiriyor.
Çünkü insan en çok hastayken hayatın ve yalnızlığın gerçek yüzüyle karşılaşıyor.
Çaresizsiniz...
Yorgunsunuz...
Korkuyorsunuz...
Ve belki de hayatınızda en çok sevgiye, ilgiye ve şefkate ihtiyaç duyduğunuz andasınız.
İşte tam o anda yalnızlık tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne, tabii acizlik de...
Ne paranın bir anlamı kalıyor ne makamın, ne de yıllarca emek vererek elde ettiğiniz başarıların...
Hastane koridorlarında beklerken insan hayatın özetiyle baş başa kalıyor.
Çünkü sağlık gerçekten satın alınamayan tek servet!
Biz çoğu zaman sahip olmadıklarımızın peşinden koşarken elimizdekilerin kıymetini unutuyoruz.
Daha büyük evler...
Daha iyi arabalar...
Daha yüksek makamlar...
Oysa sabah ağrısız uyanabilmek, rahat nefes alabilmek, korkmadan yemek yiyebilmek çoğu zaman fark etmediğimiz en büyük zenginlik.
Bunu ancak kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldığınızda anlıyorsunuz.
Ve o günlerde bir şeyi daha öğreniyorsunuz.
İnsan hastalandığında yalnızlığın ne demek olduğunu öğrendiği kadar, yanında duranların kıymetini de öğreniyormuş.
Bu yazıyı bitirirken bir hakkı teslim etmem gerekiyor.
Acilde serum alırken telefonumun susmaması, mesajların peş peşe gelmesi bana bir şeyi fark ettirdi.
Meğer aynı masayı, aynı ofisi, aynı telaşı paylaştığım insanlar sadece iş arkadaşım değilmiş. Meğer zamanla kardeşim olmuşlar.
Beni merak eden, arayan, mesaj atan tüm çalışma arkadaşlarıma...
Durumu öğrenir öğrenmez yanıma gelen aileme…Ve kilometrelerce uzakta olsa da sesiyle içime iyi gelen, en zor anımda yalnız olmadığımı hissettiren o özel insana...
Yürekten teşekkür ediyorum.
Hayat bazen insanı en zayıf anında sınar. Ama o anlarda yanında duran insanlar, yeniden güç bulmanızı sağlar.
O gün acil serviste, serumla acılar içinde güçlü görünmeye çalışırken bir kez daha anladım ki; sağlık en büyük hazine, insan ise en büyük zenginlik...
Bu hayatta asıl servet, zor gününüzde telefonun diğer ucunda sizi merak eden, kapınızı çalan ve ‘Yanındayım’ diyen insanlarda saklıdır.
İyi ki varsınız…