Sosyal Medyanın Yarattığı O 'Kusursuzluk İllüzyonu' Ve Sürekli Bir Şeylere Yetişme Telaşı
Nadire Temur
Sabah gözümüzü ilk açtığımız andan itibaren ekrana yöneliyor güne, başkalarının mükemmel hayatı, kusursuz cildi, bitmek bilmeyen tatilleri ve başarı dolu kariyer hikâyeleriyle başlıyoruz ve asıl sorun bu noktada ortaya çıkarak bizi kendi hayatımızı değersizleştirdiğimiz bir algının içine sürüklüyor.
Sosyal medya bize sadece en iyi anlardan oluşan sahte bir hayat sunuyor biz ise bu sahte hayatı kendi hayatımızla kıyaslamak gibi bir hataya düşüyoruz. Daha üretken olmalıyım, daha başarılı olmalıyım, daha güzel olmalıyım derken kendi hayatımızı gözümüzde küçültüyoruz ve en önemlisi de bu sonsuz döngüde kiminle yarıştığımızı bile bilmiyoruz. Sürekli kendimizi eksik hissederek ‘FOMO’ olarak adlandırılan, (bireyin, başkalarının elde ettiği deneyimleri, kazançları veya katıldığı sosyal etkinlikleri kaçırdığına dair hissettiği yoğun kaygı ve huzursuzluk) durumunu yaşıyoruz çünkü medya üzerimizde sürekli tüketmek ve her an kusursuz olmak zorundaymışız gibi gizli bir baskı oluşturuyor. Bizlerde medyanın bu sinsi tuzağına düşerek kendi hayatımıza en büyük haksızlığı yapıyoruz ve bu noktada asıl sorun yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor.
Farkında olmadan yaptığımız bu kıyaslama zamanla hayata bakış açımızı değiştiren bir algıya dönüşüyor. Bu döngüden çıkabilmenin ilk adımı ise gördüğümüz o kusursuz hayatların sadece görüntüden ibaret olduğunu kabullenerek başlıyor. Bu kabulleniş beraberinde, o şatafatlı hayatların gösteriş yapmak için seçilmiş anlar olduğunu idrak edebilmemizi de beraberinde getiriyor ve bu noktadan sonra kendi hayatımızın değerini anlamaya başlıyoruz. Bu farkındalık bize en önemli gerçeği hatırlatarak, hayatın kusursuz olmadığını eksikleriyle, doğrularıyla yanlışlarıyla bir bütün olduğunu ve en önemli şeyin kendi hayatımızı kabullenmek olduğunu gösteriyor.