İnsan olmak, nefes almakla başlar ama insan kalmak bunun çok ötesindedir. Bugün teknoloji hiç olmadığı kadar gelişmiş durumda. Dünyanın bir ucundaki insana saniyeler içinde ulaşabiliyor, yapay zekâ ile konuşabiliyor, uzaya araç gönderebiliyoruz. Fakat bütün bu ilerlemelere rağmen cevaplamakta zorlandığımız bir soru hâlâ önümüzde duruyor: İnsanı gerçekten insan yapan nedir?
Bence insanı insan yapan, başkasının acısını kendi acısı gibi hissedebilmesidir. Çünkü merhametin olmadığı yerde güç, adaletsizliğe dönüşür; bilginin olduğu ama vicdanın olmadığı yerde ise insanlık eksik kalır.
Son yıllarda en çok kaybettiğimiz değerlerden biri de birbirimizi anlamaya çalışmak oldu. Birbirimizi dinlemeyi unuttuk, anlamak yerine yargılamaya alıştık. Bir insanın hikâyesini öğrenmeden onun hakkında hüküm verebiliyoruz. Oysa herkesin içinde görünmeyen bir mücadele vardır. Bazen bir tebessüm, bazen samimi bir "Nasılsın?" sorusu, hiç ummadığımız kadar büyük bir yükü hafifletebilir.
İnsan olmak, sadece kendi mutluluğunu düşünmek değildir. Bir yaşlının elinden tutmak, yolda kalmış birine yardım etmek, sokaktaki bir hayvanın susuzluğunu fark etmek, bir çocuğun gözlerindeki umudu koruyabilmektir. Büyük kahramanlıklar kadar, kimsenin görmediği küçük iyilikler de insanlığın temelini oluşturur.
Ne yazık ki günümüzde başarı çoğu zaman makamla, parayla ya da ünle ölçülüyor. Ama insanlar bizi öldüğümüzde, onlara nasıl hissettirdiğimizle hatırlıyor.
Belki de insan olmanın en zor tarafı, her şeye rağmen iyi kalabilmektir. Kırıldığında kırmamayı, haksızlığa uğradığında adaletten vazgeçmemeyi, öfkelendiğinde vicdanını susturmamayı başarabilmektir.
Çünkü insanı insan yapan, kusursuz olması değildir. Hata yaptığında özür dileyebilmesi, yanlışını kabul edebilmesi ve her gün biraz daha iyi biri olabilmek için çaba göstermesidir.
Belki de cevap sandığımız kadar karmaşık değildir. İnsan; vicdanıyla, merhametiyle, dürüstlüğüyle ve başkalarının hayatına dokunabildiği kadar insandır.