Bugün okuduğum bir kitapta karşıma çıkan iki kelime, uzun süre zihnimden çıkmadı. ‘Özdeğer erozyonu.’
Ne kadar da tanıdık geldi aslında, çoğu zaman insanın kendine olan saygısını bir anda kaybettiğini düşünürüz. Oysa öyle olmaz. Hiçbir dağ tek bir yağmurla aşınmaz. Özdeğer de bir günde yok olmaz. Küçük tavizlerle, istemediğimiz halde sırf birileri kırılmasın üzülmesin diye tamam demelerle, yavaş yavaş eksilir. Bir gün istemediğimiz bir işi sırf birilerini kırmamak için kabul ederiz. Sonra bir başkasının yükünü kendi omuzlarımıza alırız. Ardından kendi hayallerimizi, zamanımızı ve ihtiyaçlarımızı hep en sona bırakırız.
Başlangıçta bunlar fedakârlık gibi görünür. Fakat, zamanla kendimizden de eksildiğimizi fark etmeye başlarız. Aslında en tehlikeli olan da budur zaten. İnsan, uzun süre katlandığı şeye alışır. Zamanla normal olmayan bir şeyin normal olduğunu kabullenmeye başlar. Tam da bu noktada Özdeğer erezyonu dediğimiz şey devreye girer.
Kendini üzerek kimseyi mutlu edemezsin.
İyi niyet çok kıymetlidir. Ama iyi niyet, sınırların olmadığı bir hayat değildir. Her isteyene ‘evet’ demek iyi insan olmak anlamına gelmez. Bazen en büyük iyilik, gerektiği yerde ‘hayır’ diyebilmektir. Çünkü her ‘evet’, gerçekten istediğimiz bir şeye söylenmiyorsa, aslında kendimize söylenmiş bir ‘hayır’dır.
Bir gün durup ‘Ben bunu gerçekten istiyor muyum?’ diye kendimize sormaya başladığımızda işte o an bir şeyler değişmeye başlar.
Ve belki de bu soruyu kendimize sorduğumuzda içimizde büyük bir boşluk hissedebiliriz. Çünkü yıllarca başkalarının beklentilerine göre yaşamış biri, kendi sesini ilk duyduğunda ne yapacağını bilemeyebilir. Ama o an kendin için en büyük adımı atmış olursun.
Kendi duygularını önemsemeye başladığında, sınırlarını çizmeyi öğrendiğinde, sırf insanlar memnun olsun diye kendinden vazgeçmediğinde hayat yavaş yavaş hafiflemeye başlar. Aynaya baktığında gördüğün kişiyle yeniden tanışırsın. Bu çoğu zaman kolay olmayabilir. Belki kırılacaksın. Belki bazı insanlar, artık eskisi kadar ‘verici’ olmadığın için senden uzaklaşacak. Belki suçlanacak, yanlış anlaşılacaksın. Ama şunu unutma ki Hayat hepimizi zaman zaman kırıyor. Fakat kırıldığımız yerler, doğru onarıldığında bizi daha zayıf değil, daha sahici bir insana dönüştürüyor.
Çünkü özdeğer, başkalarının bize biçtiği değer değil, aynaya baktığında kendine ‘Ben de en az herkes kadar değerliyim.’ diyebilmektir. Ve belki de insanın hayatta kazanacağı en büyük zafer, herkesin sesini susturmak değil, kendi sesini artık susturmamaktır.