Nadire Temur

Bazen hayatı yaşamaktan çok, düşünerek tüketiyoruz

Nadire Temur

Henüz yaşanmamış olayların kaygısını taşıyor, çoktan geride kalmış anların yükünü omuzlarımızda taşımaya devam ediyoruz. Birinin bize ne söylediğini, ne demek istediğini, hakkımızda ne düşündüğünü defalarca zihnimizde döndürüp duruyoruz. Sürekli kafamızda senaryolar yazıyor, daha gerçekleşmemiş şeyleri bile düşünerek, belki de hiç yaşanmayacak sorunların çözümünü arıyoruz.

Zamanla bu düşünceler sadece zihnimizde kalmıyor. Bedenimiz de bu yükü taşımaya başlıyor. Geçmeyen baş ağrıları, sürekli hissedilen yorgunluk, uykusuz geceler, mide sorunları,  yüzümüzde çıkan sivilceler... Aslında vücudumuz bize sessizce bir şey anlatmaya çalışıyor. Çünkü beden, zihnin taşıdığı yükü uzun süre sessizce sırtlanıyor. 
Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Daha iyi bir gelecek kurma telaşıyla bugünü tüketiyoruz. Yarın yaşayabileceklerimizi düşünmekten bugün elimizde olan güzellikleri göremiyoruz. Sürekli’Sonra ne olacak?’sorusunun peşinden koşarken,’Şu an ne oluyor?’diye dönüp bakmayı unutuyoruz.

Geleceği planlamak, yaşananlardan ders çıkarmak insan olmanın bir parçasıdır. Ancak düşünmek ile düşüncelerin içinde kaybolmak arasında ince ama çok önemli bir çizgi var. O çizgi aşıldığında, zihin bize hizmet etmek yerine bizi yönetmeye başlar.

Hayatın bize getirecekleri, kontrol etmeye çalıştığımız her şey, çoğu zaman bizi daha fazla yorar. Çünkü hayat, planlarımız kadar sürprizlerden de oluşur.

Belki de bazen ihtiyacımız olan şey, her sorunun cevabını bulmak değildir. Bir an durabilmektir, derin bir nefes alabilmektir, telefonu bir kenara bırakıp gökyüzüne bakabilmektir, Bir fincan çayı acele etmeden içebilmek, sevdiklerimizi dinlerken gerçekten orada olabilmektir.
Belki de artık daha az düşünmeye, daha çok hissetmeye, daha az kaygılanmaya, daha çok yaşamaya ihtiyacımız var.

Çünkü kaçırdığımız şey zaman değil; aslında hayatın ta kendisi.

Yazarın Diğer Yazıları