Dünyanın hemen her coğrafyasında misafir, insan hayatının ve toplumsal ilişkilerin özel bir yerinde durur. Çünkü misafir yalnızca bir eve gelen kişi değildir; beraberinde başka bir hayatı, başka bir hikâyeyi, başka bir dünyayı da getirir. Bu nedenle milletler, yüzyıllar boyunca misafiri karşılama biçimlerini kendi kültürlerinin diliyle ifade etmişlerdir.
İngilizler misafirlerini ‘‘welcome’‘ diyerek karşılar. Arap kültüründe ‘‘hoş geldin’‘ anlamındaki ifadeler, misafirin gelişinden duyulan memnuniyeti dile getirir. Türkçede ‘‘hoş geldiniz’‘ sözü, gelen kişiye duyulan saygıyı ve onun gelişinin memnuniyet verici olduğunu anlatır.
Bütün bunlar güzel ve anlamlı karşılamalardır.
Fakat Çerkeslerin Kabardey dilindeki ‘‘geyblağa’‘ sözcüğü, misafiri karşılamanın ötesinde, onu toplumsal ve ahlaki bir ilişkinin içine davet eden daha farklı bir anlayışı ifade eder.
Çünkü ‘‘geyblağa’‘, burada yalnızca ‘‘hoş geldin’‘ değildir.
‘‘Sen benim akrabamsın; akrabam gibisin.’‘
Üstelik bu akrabalık, aynı soydan gelmekten kaynaklanan biyolojik bir akrabalık değildir. Çerkes toplumunda evlilikler yoluyla kurulan ilişkiler, iki insanı, iki aileyi ve hatta iki topluluğu birbirine bağlayan güçlü bir sosyal bağ meydana getirir. Dolayısıyla geyblağa sözü, kan bağının ötesinde, insanın insana karşı üstlendiği sorumluluğu ve gönüllü akrabalığı ifade eder.
Bu bakımdan bir misafire ‘‘geyblağa’‘ demek, aslında ona şöyle seslenmektir:
‘‘Sen artık yabancı değilsin. Bu kapıdan girdiğin andan itibaren bizim insanımızsın.’‘
Misafir: Yabancı değil, emanet
Çerkes Xabze'sinde misafirperverliğin önemli bir yeri vardır. Misafir, ev sahibinin kişisel konforuna göre ağırlanan sıradan bir ziyaretçi değildir. Misafirin korunması, ağırlanması ve ihtiyaçlarının karşılanması, toplumsal ahlakın bir gereğidir.
Bu anlayışın en somut örneklerinden biri Haces geleneğinde görülebilir.
Aileye ait mülkün, avlunun veya yerleşimin içerisinde misafir için ayrı bir ev ya da oda bulunması, ilk bakışta yalnızca mimari bir düzenleme gibi görülebilir. Oysa Haces'in arkasında çok daha derin bir düşünce vardır.
Haces hangi ailenin avlusunda bulunursa bulunsun, orası misafirin yeridir.
Misafir orada kalır, uyur, dinlenir; insani ihtiyaçları ev sahibi tarafından karşılanır. Böylece misafir ile ev sahibi arasındaki ilişki, evin kapısında başlayıp sofrada biten bir ağırlama olmaktan çıkar; misafirin güvenliği ve huzuru, ev sahibinin ahlaki sorumluluğuna dönüşür.
Burada dikkat çekici olan şudur:
Misafire ayrılan mekân, yalnızca ‘‘misafir odası’‘ değildir.
Bir anlamda yabancılığın ortadan kaldırıldığı mekândır.
Çünkü bir insanın evinizde kendisine ayrılmış bir yeri varsa, artık o insan yalnızca kapınızı çalan biri değildir. Ona toplumunuzun içinde bir yer açılmıştır.
Haces, bu yönüyle Çerkes misafirperverliğinin taşlaşmış, ahşaplaşmış, mimariye dönüşmüş hâlidir.
Geyblağa ise bunun dile dönüşmüş hâlidir.
Bir kelimeyle kurulan akrabalık
İnsanın başka bir insanı nasıl gördüğü, kullandığı kelimelerde kendisini gösterir.
Bir yabancıya ‘‘yabancı’‘ demek başka bir ilişkidir; ‘‘misafir’‘ demek başka, ‘‘akraba’‘ demek ise çok daha başka bir ilişkidir.
Çerkesin misafire ‘‘geyblağa’‘ demesi, aradaki mesafeyi azaltan bir sözcük seçmesidir.
Burada dikkat edilmesi gereken ince nokta, bu akrabalığın soy akrabalığı olmadığıdır. Geyblağa, aynı kandan gelmeyi değil, insanlar arasında kurulmuş veya kurulabilecek toplumsal bağları hatırlatır.
Bu nedenle kelimenin içinde güçlü bir toplumsal mesaj vardır:
Akrabalık yalnızca doğuştan kazanılan bir durum değildir; insan ilişkileriyle de kurulabilir.
Çerkes toplumunda gelin alıp vermekle meydana gelen akrabalıkların önemsenmesi de bu bakımdan anlamlıdır. Evlilik yalnızca iki kişinin birlikteliği değil, iki aile arasında yeni bir bağın kurulmasıdır. Dolayısıyla akrabalık, kan bağının sınırlarını aşarak sosyal bir ilişkiye dönüşür.
Misafire ‘‘geyblağa’‘ denildiğinde ise bu düşünce daha geniş bir alana taşınır.
‘‘Sen bizim soyumuzdan olmayabilirsin; fakat sana akrabamızmışsın gibi davranacağız.’‘
Belki de kelimenin asıl güzelliği burada saklıdır.
İslam'ın misafir anlayışıyla kesişen bir değer
Çerkeslerin İslam'la tanışması ve Müslümanlaşmasıyla birlikte, mevcut örf ve geleneklerin önemli bir bölümü İslami değerlerle yeni bir anlam kazanmıştır.
İslam kültüründe misafire ikram, onu koruyup gözetme ve ona güzel davranma anlayışı güçlü bir ahlaki değer olarak karşımıza çıkar. Kur'an'da Hz. İbrahim'in misafirlerini ağırlaması anlatılır; hadis geleneğinde de misafire ikram, Müslümanın ahlaki sorumlulukları arasında zikredilir.
Bu açıdan bakıldığında Çerkeslerin misafirperverlik anlayışı ile İslami misafirlik ahlakı arasında önemli bir ortak zemin vardır.
Ancak burada Xabze ile İslam'ı birbirinin yerine koymak doğru olmayacaktır. Bunlar farklı kaynaklardan ve tarihsel tecrübelerden beslenen iki ayrı değer dünyasıdır. Fakat insan onuru, ikram, emanete riayet, komşuluk, dayanışma ve misafire hürmet gibi alanlarda birbirleriyle örtüşen güçlü bir ahlaki zemin oluşturabilirler.
Bu ortak zeminde geyblağa, yalnızca kültürel bir kelime olmaktan çıkar ve evrensel bir insanlık değerine yaklaşır:
İnsanı, yabancı olduğu için uzaklaştırmamak; aksine ona güven ve yakınlık alanı açmak.
Misafirlik bir sofra meselesinden ibaret değildir
Misafirperverlik çoğu zaman yemek ikram etmek, çay sunmak, yatacak yer hazırlamak gibi davranışlarla düşünülür.
Elbette bunlar önemlidir.
Fakat gerçek misafirperverlik yalnızca sofranın zenginliğiyle ölçülemez.
Bazen bir insana ‘‘Sen burada güvendesin’‘ diyebilmek, en büyük ikramdır.
Bazen onun konuşmasını dinlemek, ona yer açmak, mahremiyetine saygı göstermek, ihtiyacını sormadan fark etmek, onu küçük düşürmeden yardımcı olmak, sofradaki en güzel yemekten daha değerli olabilir.
Bu anlamda Haces'in varlığı ile geyblağa kelimesi arasında güçlü bir anlam bütünlüğü kurulabilir:
Haces insana bir yer verir; geyblağa ona bir kimlik verir.
Haces: ‘‘Burada kalabilirsin.’‘ der.
Geyblağa ise: ‘‘Burada yalnız değilsin.’‘ der.
Bu ikisi birleştiğinde misafirperverlik, basit bir ağırlama biçiminden çıkar ve bir ahlak sistemine dönüşür.
Evrensel misafirperverliğin Çerkesçe bir ifadesi
Dünyanın farklı toplumlarında misafire verilen değer, insanlığın ortak hafızasının önemli unsurlarından biridir.
Göçebe toplumlarda misafire çadır açılmıştır. Çöllerde su ve yiyecek paylaşılmıştır. Köylerde yabancı yolcuya gece kalacak yer verilmiştir. Anadolu'da ‘‘Tanrı misafiri’‘ kavramı doğmuştur. Balkanlarda, Kafkasya'da ve Orta Doğu'da misafir için sofra kurulmuştur.
Bütün bu geleneklerin altında aynı temel duygu vardır:
İnsan, zor durumda kaldığında yalnız bırakılmamalıdır.
Çerkeslerin geyblağa anlayışı ise bu evrensel duyguyu çok özgün bir biçimde dile getirir.
Misafire: ‘‘Sen değerlisin.’‘ demekle yetinmez.
‘‘Sen bizim akrabamızsın.’‘ der.
Bu, psikolojik ve toplumsal bakımdan çok güçlü bir mesajdır.
Çünkü insanın en temel ihtiyaçlarından biri ait olma duygusudur. İnsan yalnızca karnını doyurmak veya başını sokacak bir yer bulmak istemez; kabul edilmek, güvenmek ve değer görmek ister.
Geyblağa, misafire tam da bunu sunar: Aidiyet.
Yabancıyı akrabaya dönüştürmek
Belki de Çerkes misafirperverliğinin en dikkat çekici tarafı, yabancılık kavramını mümkün olduğunca kısa tutmasıdır.
Misafir kapıdan içeri girdiğinde artık ‘‘dışarıdan gelen biri’‘ değildir.
O, geyblağadır.
Bu kelime, insanlar arasında görünmez bir köprü kurar.
O köprü kan bağıyla değil, insanlık bağıyla kurulmuştur.
Bu nedenle geyblağa kavramını yalnızca geçmişte kalmış bir Çerkesçe kelime olarak değerlendirmek eksik olur. Günümüz dünyasında insanlar birbirlerinden giderek daha fazla haberdar olmakta, fakat birbirlerine aynı ölçüde yakınlaşamamaktadır.
İletişim araçları çoğalmış, mesafeler azalmış, fakat yabancılık duygusu ortadan kalkmamıştır.
Belki bugün insanlığın ihtiyacı olan şey, tam da bu eski kelimenin taşıdığı düşüncedir:
‘‘Seni tanımıyor olabilirim; ama seni insan olarak kendimden bütünüyle ayrı görmüyorum.’‘
Bu anlayış, farklı kültürlerin birbirleriyle karşılaşmasında da son derece değerlidir.
Geyblağa'nın bugüne söyleyebileceği
Bugünün dünyasında misafirperverlik bazen bir turizm sloganına, bazen bir restoran hizmetine, bazen de ticari bir marka değerine dönüşebiliyor.
Oysa geleneksel toplumların misafirperverliği, çoğu zaman bundan çok daha büyük bir ahlaki sorumluluk taşıyordu.
Misafire yer vermek, ona yemek vermek, onu korumak ve gerektiğinde onun için sorumluluk almak...
Bütün bunlar, insanın insana karşı görevlerinden sayılıyordu.
Çerkeslerin Xabze'sinde şekillenen ve Haces gibi somut kurumlarda kendisini gösteren misafirlik anlayışı, İslami misafir ahlakıyla buluştuğunda daha da zengin bir anlam dünyası oluşturmuştur.
Bu nedenle geyblağa, geçmişten bugüne taşınabilecek güçlü bir kültürel mirastır.
Fakat onu yaşatmak, yalnızca kelimeyi kullanmakla mümkün değildir.
‘‘Geyblağa’‘ deyip misafiri yalnız bırakmak, kelimenin ruhunu eksiltir.
Geyblağa demek; kapıyı açmak, sofrayı paylaşmak, güven vermek, ihtiyacı gözetmek, onurunu korumak, gerektiğinde sahip çıkmak ve en önemlisi, ‘‘Sen burada yabancı değilsin’‘ diyebilmektir.
Bu nedenle belki de geyblağa, bir selamlama sözcüğünden daha fazlasıdır.
Bir davettir.
Bir sorumluluktur.
Bir akrabalık teklifidir.
Ve nihayetinde bir insanlık sözüdür.
Çünkü gerçek misafirperverlik, misafire yalnızca bir sandalye, bir yatak veya bir sofra vermek değildir.
Gerçek misafirperverlik, insanın karşısındaki insana kendi dünyasında bir yer açabilmesidir.
Çerkes bunu tek bir kelimeyle söyleyebilir:
Geyblağa.
Ve belki bu kelimenin dünyaya söyleyebileceği en güzel cümle şudur:
‘‘Sen bize yabancı olarak gelmiş olabilirsin; ama bu kapıdan akrabamız olarak giriyorsun.’‘