İlhami Şekercioğlu

Tuğgenaral Merhum Ziya Yergök'ün Anıları

İlhami Şekercioğlu

11. Genişletilmiş baskı Ocak 2022. Tarihçi Kitapevi. Yeniden yayıma hazırlayan Prof. Dr. Sayın Birgün Sönmez Bey’in sunumuyla…

SARIKAMIŞTAN ESARETE. (1915-1920)

Ziya Beyin el yazısı ile kaleme aldığı fakat yayımlama olanağı bulamadığı 1800 sayfalık anılarını okuyunca şaşkınlığımı ve hayranlığımı gizleyemedim. Çünkü eski askerlerimizin savaş anıları bir dönem elimden hiç düşmemişti. Gerek kitaplarımı hazırlarken gerekse yakın tarihte duyduğum ilgi yüzünden Cemal Paşa, Ali Fuat Erden, Kazım Karabekir, İhsan Paşa, Köprülü Şerif Bey (İlden) VE Arif Baytın’ın anılarını yutarcasına okumuştum. 
Oysa Ziya Beyin yazdıkları bunlardan çok farklı idi. Değerli Komutan, yaşanan olaylara hem bir asker gözüyle bakıyor, hem de onların ayrıntılarını bilimsel araştırma yapanlar gibi görüyordu. Olayların yaşandığı yerlerin coğrafyalarından tutun, orada oturan insanların giyim kuşamlarına, gelenek ve göreneklerine, yemek kültürlerinden toplumsal yaşayışlarına, törelerine, düğün adetlerine varıncaya kadar bir toplum bilimci, bir halk bilimci gibi yaklaşıyordu.

Şimdiye kadar okuduğum anıların çoğunda askeri harekâtın dışına pek çıkılmadığını, sadece savaşı doğuran neden ve sonuçlarının anlatıldığını görmüştüm. Oysaki Ziya Bey savaşan insanların yattıkları yerleri, birbirleriyle olan ilişkilerini, bilgi düzeylerini, yedikleri ekmeklerin nasıl pişirildiğini ve ulaşım araçlarının biçimlerini bile güzelce anlatıyordu. Verdiği askeri bilgiler ise her insanın kolayca anlayabileceği kadar açıktı.

İşte bu yüzden anıların yazılış tarzı dikkatimi çekmiş, bir asker kaleminden çıkışı da beni şaşırtmıştı. 
Sarıkamış olayı ülkemizin yakın tarihinde yaşanmış gerçek bir felakettir. Benim de o coğrafya çocuğu olmam, olayı doğrudan doğruya yaşamış insanların karşılaştıkları yürek parçalayıcı görüntüleri gençlik yıllarımda kendilerinden dinlemem felaketin boyutlarını erkenden öğrenmeme sebep olmuştur. Örneğin annemin babası Terpinkli İsmail Ağa, Sarıkamış olaylarının yaşandığı günlerde Allahuekber Dağı eteklerindeki bir köye giderken iki asker ölüsünün, çakallar tarafından parçalanıp yenildiğine tanık olmuş, bu görüntünün olumsuz etkilerinden yaşam boyu kurtulamamıştı. Yaşlılık döneminde bile konuşma güçlüğü çekerek, sözcükleri ağır ağır sıralaması bu acıklı olayın izlerini taşıyordu. Çocukluğumuzda bizleri kokuttukları ‘gordeşen ve kefter küskü’ adlı canavarların da Sarıkamış felaketinde asker ölülerini parçalayan çakallara takılan lakaplar olduğunu sonradan öğrenmiştim!

Osmanlı İmparatorluğu 2 Ağustos 1914 de seferberlik ilan ettiğinde Ziya Bey 83. Alay Komutanıydı. Üç ay sonra 29 Kası 1914 de Alayın Gez köyüne hareket emri alması ile de altı yıllık savaş ve esirlik serüveni başlıyordu. Gez Köyü ile Sarıkamış arasındaki uğrak yerleri, soğuk ve karanlık köy evleri, sıcak olduğu için subaylara otel rahatlığı veren ahırlar, erlerin tifüsten ölen arkadaşlarıyla birlikte geceledikleri samanlıklar, lojistik hizmetlerdeki eksiklikler, ulaşım zorlukları ve olumsuz iklim koşulları savaşın sonunun nasıl olacağını önceden gösteriyor gibiydi. Biz bu savaşı başlamadan kaybetmiştik. İmparatorluğumuzu batmaktan insanımızı da ölümden Ziya Bey gibi gerçek kahramanları varlığı da kurtaramayacaktı.

Ziya Bey 1914 Kasımında askerleriyle Allahuekber Dağlarına savaşa giderken Pasinler ve Narman’a bağlı köylerden geçmişti. Çocukluğumda 1942 yazında biz de bu köylerin bir kısmından Oltu, Pasinler yolculuğumuz sırasında kağnılarla geçmiştik. Büyüklerimizin anlattıklarına göre aradan geçen 28 yıl hiçbir şeyi değiştirmemişti. Yolar aynı yollar, köyler aynı köyler köylüler de 1914 ün koşullarının çok daha gerisinde yaşayan insanlardı. Bu ortam savaşa giden bir orduya moral ve güç katabilir miydi? Nitekim de katamadı. Askerlerimizin bir kısmı düşmana kurşun atamadan soğuktan dondu. Bir kısmı Tifüsten öldü bir kısmı da kurda kuşa yem veya esir odu. Ziya Bey de Sarıkamış’ta ki Rus revirinde tedavi gören esirler arasında kalmıştı.

Onun altı yıl süren esirlik serüveni (30 Ocak 1915-21 Ağustos 1920) birçok şansızlıklarla başlamıştı. Daha Kars istasyonunda trene binip Tiflis’e hareket edecekleri zaman kafasından yaralı çamaşırları kir içerisinde bitlerle boğuşmakta idi. Sibirya’ya varıp temizlendikten sonra Alman Avusturya ve Macar esirleriyle birlikte önce Karanosyarsk, bir süre sonra da Semipalatinsk esir kamplarına konuldular. Kamplarda ki marketler iş ocakları hamam ve berber salonları zengin Avusturyalı esirler tarafından işletiliyordu. Eğer Müslüman Tatarlar sahip çıkıp yardım etmeselerdi bizim esirler yokluklar içerisinde kıvranacaklardı. Onlar sayesinde biraz rahat edip yabancı dil öğrenmeye giderek kısa yoldan esaretten kurtulmaya çalıştılar. Ziya Bey ve arkadaşlarının şansları bu konuda da rast gitmedi. Başkaları üç dört yılda esaretten kurtulurken onlar hapislere gire çıka ancak altı yılda kurtulabildiler. 
Gelecek Makalemizde yine Merhum Tuğgeneral Ziya YERGÖK Beyin anlatımlarına devam edilecektir. 

Yazarın Diğer Yazıları