İlhami Şekercioğlu

Akıl

İlhami Şekercioğlu

Akıl, kişiye özgü idrak, bilinç, zihin, his, duygular, zekâ, kavramları ve oluşturdukları değerler bütünlüğü üzerinden işlev görür.   Nesne, vahiy ve onların oluşturduğu ilgili kültürden uzak olan bir akılın sağlam karakterli bir düşünce oluşturması mümkün değildir. Akıl ruhun bir anlatımı olan duygularla birlikte nesneyi vahyi dün anlatımlı bugün ve gelecek-yarın tanımlı-planlamalı olarak ‘varlık ilkelerini’ araştırır ve insan hayatına bir bilgi notu olarak sunar. Akıl ilgili notu oluşturmak için tüm varlık ilkelerinin önünde olmak durumundadır. Bu önde oluş ancak ve ancak analiz yetisine sahip kişisel bir bilinçle-akılla bilgi temelli mümkün olacaktır. Kişisel bilinç oluşturmayan bir akıl yer yer bir başkasının oluşturduğu kişiliksiz bir kimliktir.  

Aklın oldukça çok tanımı yapılabilir. Düşüncemiz o ki akıl; ‘Hayatla ilgili tüm değerlerin yaşanabilmesi için insana kazandırılmış olan irade kullanmada mücadeleci ve göreceli kavramlardan oluşan değerler bütünüdür.’ Önemli olan bir melekedir, kabiliyettir. Akıl; papağanlığın bir anlatımı değildir. Akıl varlık ilkelerinin çözümünde; doğru ile yanlışın birbirinden ayırt edilebilmesi, sorunlara çözüm üretebilme, farklı düşünceler içerisinden bir planlamayla birlikte doğruyu tercih etme, geleceğe kavram oluşturma ve hüküm verme kabiliyetidir. Verilecek hükme nedensellik anlatımlı kavram oluşturma.

İnsanın yetişkin haldeki akıl ile vermiş yahut vermemiş olduğu kararlardan/hükümlerden bizatihi kendisi sorumludur. Akıl; vahiy, duygular ve bunların kültürleri dâhil nesneleri kendi mantık değerleri üzerinden tanıma, öğrenme, onları kişisel olarak temellendirme ve ilgili değerlerin hayata aktarımı/uygulanması ile birlikte vahyin anlaşılması ve yaşanması arasında analitik çözümlenmesinde sağlıklı duruşuyla ‘aracı’ bir kurumdur. Bu aracılık duygular dâhil insanla varlık ilkeleri arasındaki bilgi temelli bir aracılıktır.

Bu durumda insanın ilgili değerlere dayalı bilgi ve kültür temelli olarak iki dünya adına irade kullanmada; güzel ahlak, merhamet, nefs, adil olmak, zafiyet, merak,  üzülmek, hayal etmek, sevinmek, korku, öfke, heyecan, hissetme, üretme, paylaşma, savaş, barış, kin nefret, sevgi aşk, gönül, letafet, etki etmek, etkilenmek vb. duygu bütünlüğü üzerinden iki dünya adına hesap verilebilirlik değerleriyle birlikte akılın kullanımı üzerinden hayatın yaşanması.

    Fıtratın, hanifliğin bir ifadesi olarak inanmak, iyilik ve kötülük kavramları nesnel bilgi ve vahiy bilgisi üzerinden evrensel olarak şekillenirken, kişiye özgü diğer duygular değişkenliği üzerinden zamanla nazari bilgi ve mistisizmin bir anlatımı olan rüya, hayal, ilham, his, keşif, tecrübe, deney, gözlem vb. göreceli olan kavramlar ve oluşturdukları kültürler üzerinden yerel, bölgesel, yaş aralığı ve kişiye özgü olarak sonradan şekillenerek akılla yaşanır. Duygular, nefs, ahlaki değerler dâhil mümkün olduğu ölçüde her türlü kişisel ve toplumsal değer, ilgili kavramlar üzerinden akıl tanımlı teyide,  doğrulanmaya muhtaçtır.  
Kur’an-ı Kerim bir metin üzerinden Allah kelamıdır. Bu kelamın fiiliyata dökülmesi, farklı bilgi ve kültürler üzerinden beşer kaynaklıdır. Bu anlatıma göre Kur’an-ı Kerim’in kendisi lafzî olarak Allah kelamı; Allah Kelamının yaşanırlılığı ise yaratılmış durumda unutabilir, cahil, yanılabilir farklı duygulara sahip fani olan insan bilgisi/düşüncesi üzerinden akılla birlikte ortaya konur. 

Bu anlatım şekli insanda; akıl anlatımlı fıtrat ve iman birlikteliğini, bütünlüğünü kişiye özgü olarak oluşturur. 
Her maddenin vahiy dâhil her bilginin yaşanılır, yaşanılmış haliyle kendisine özgü bir hukuku, bir değeri vardır. Biz bu değere, daha öncede ifade edildiği üzere ilgili hukuka değişkenliği üzerinden kültür diyoruz. Bu haliyle kültür ilerlemede iyi yaşamada; beş duyu ve farklı duygularla birlikte sürekli olarak bilgi temelli kişi ve millet kavramları üzerinden yaşanarak kendisini ahlaki değerler üzerinden ortaya koymak durumundadır. Bu anlatıma göre ahlaki değerler mana anlamında bilinir haliyle; ilgili duygularla birlikte kültürel, nesnel ve vahiy temelli bir bilinçle sağlam karakterli bir akılla yaşanılmaya çalışılır. 
Akıl duyu organları vasıtasıyla kendisine sunulan verileri, duyguları idrak eder ve aralarında tutarlı bir ilişki kurmaya çalışır. Bu ilişkide, geleceği oluşturmada nakil, ilgili kültür, inanç ve eğitimin payı oldukça önemlidir. Bu durumuyla akıl sadece pasif bir alıcı değil, duyguları eyleme dönüştürücü olmakla birlikte kendisine verilmeyenleri de ilgili duyu organları üzerinden halifelik sıfatıyla arayıp bulmak durumundadır. 
Bu ifade tarzı düşüncenin sınırlanması değil iyilik, kötülük kavramları üzerinden iki dünya adına akla sağlam temelli bir düşünce yapısı oluşturma çabasıdır. Bu anlatıma göre insan ilgili temel değerler üzerinden kendi düşüncelerinin bir ürünü-neticesi olmak durumundadır. 
Zamanla bu düşünce insanda; cüzi irade ve seçiciliği üzerinden algılamaya-hissetmeye, hissetme gönüle, gönül duyguya, duygu bilince, bilinç akıl üzerinden davranışa, davranış ise nihayetinde kişinin geleceğini, tümüyle sorumluluk sahibi olarak iki dünya adına insanın kendi elleriyle kendi geleceğini, yani cüzi iradeli bir anlatımla kendi kaderini oluşturmasıdır. Sağlıklı bir akıl sağlıklı bir tefekkürün temelini oluşturur.  Bu durumuyla akıl; felsefede, inanmada, kültürde, varlıkların analitik çözümlenmesinde ve bu değerlerin hayata uygulanmasında Haniflik temel değerleri ve duygular üzerinden en az hata ile kendisini süreklilik halinde aracı bir kurum olarak ortaya koyacaktır. Akıl; sağlam temelli aracılığı üzerinden tasavvuf ve benzerleri yani nazari bilgileri, mistisizmi dolayısıyla bu kavramları ‘olur anlamında’ temellendirmeden/delillendirmeden bir değer olarak kabul etmez.

Bu anlatım şekli insan, bilgi, akıl birlikteliğinin en barışık halidir. 

Geçmişten günümüze insan akıl birlikteliği inanmak-duygular ve nesnel bilgi üzerinden zamana özgü bir anlatımla oldukça problemli olmuştur. İnsanlar nesneleri sağlıklı kullanmada ve Allaha aracısız, şirksiz inanmada yer yer büyük problemler yaşamışlardır. İnsanlar kendi akılları ile bu problemi çözmede; farklı düşünceler/felsefeler üzerinden hak batıl bir takım değerler ortaya koymaya çalışırlar. Haliyle bu düşünceler; insanlık tarihinden günümüze çeşitli anlatımlar ve ilgili faklı duygular üzerinden hükümler oluşturarak akıl ve nakil anlatımlı zamanımıza kadar taşınmıştır. Aklın anlam arayışında sağlıklı veriler üretebilmesi ancak ve ancak; insanın kendi fıtri değerlerine doğal din tanımlı aracısız, şirksiz sahip çıkması ve zamanla (ergenlik) nesneyle-maddeyle, vahiyle-inanmakla eş dost ve arkadaş-barışık olmasına bağlıdır. İnsanlar iyi ve kötü kavramlarını kendi akılları ile birlikte yaşarlar.  İyilik kavramı iyi insan olmanın gereği Kuranda ki ifadesiyle; ‘eşrefi mahlûk’ tanımlı iken, kötülük kavramı ise bilerek isteyerek kişisel bir tercihle yine Kuran tabiriyle ‘Esfeli Safiliiyn’ anlatımlıdır.  

 

Yazarın Diğer Yazıları