Din, vicdan, yasalar, örf ve adetler sürekli olarak fiil üzerinden fail oluşturmaya çalışırlar. Eldeki bir yumurtanın yaratılışa özgü fıtri bir anlatımla zorlayarak dıştan değil zorunlu olarak içten çatlayarak kırılmasını arzu ederler. Zamana ve kurallara özgü içten kırılan bir yumurta civciv misali insan için yaşanılır haliyle süreklilik halinde değerler manzumesi oluşturacaktır. Biz bu değerler manzumesine Haniflik diyoruz. Dıştan kırılan yumurta ise fail üzerinden sürekli olarak o yumurtanın bir şekilde işe yarar yahut yaramaz şekilde çoklu tüketilmesine sebep olacaktır. Bu şekliyle de olsa yaratılmış durumdaki yumurtanın var olması elbette ki oldukça kıymetlidir. Bununla birlikte fail-kişi ve onun anlayışı üzerinden fiil oluşturmaya çalışılması tarih boyunca inanç dâhil yer yer insanoğlunun kendi başına büyük belalar açmıştır.
Bu şartlar altında insanlık iki dünyada adına yaratılışa özgü sabit temelli bir anlatımla; henüz çocukken erken dönem kişilik oluşturulmasında ve iyi bir insan olarak süreklilik halinde ve nesil anlatımlı “ben” diyebilmesinde ve devamında hayat yaşayabilmesinde muhakkak ki yumurtanın içten çatlayarak kırılmasının anlatımlarını tercih etme durumunda kalacaktır. Bu şartlar altında içten kırılma ilahi bir ifadeyle; yaratılışa özgü birçok değeri tür ve cins olarak gerçekler dünyasına katacaktır. Bu dünya tüm canlılar için erken dönem kimlik ve kişilik oluşturmada medde ve mana anlatımlı bir dünyadır.
Kişilik sahibi olmak kişinin madde ve mana anlamında ilgili kurallar üzerinden fıtri bir anlatımla; bilinç kavramlı kendisi olabilmesi ve kendi yaşamsal değerleriyle birlikte sorumluluk taşıyabilmesidir. Sağlam karakterli bir bilinç; ahlakî-vicdanî (duygular) bir anlatımla iki dünya hayatının bütünselliğini oluşturur. Özetle; insanın kendisine ve bir başkasına zarar vermeden kendi değerleriyle birlikte benlik sahibi olabilmesi ve yaşayabilmesi.
Maddi anlamda yaratma ve mana anlamında hüküm oluşturma Cenabı Allah’ın bir hükmüdür. Mana anlamındaki hükümler ruhun bir ihtiyacı/anlatımı olarak ilgili kültürler ve vahiy temelli olup davranış olarak ilgili fiziki ortamlarda ortaya konur ve şüphe oluşturmadan ilgili duygular, vicdan, akıl… birlikteliği üzerinden yaşanır.
Maddi anlamda ilgili değerler; fıtratın bir ifadesi olarak dürtüler, nakil, şüphecilik, deney, deneyim ve sezgi üzerinden çalışmakla akıl anlatımlı rasyonel hale getirilmeye çalışılır. Bu anlatım şekli madde ve mana anlamında özlenen insan modelini oluşturur.
Fizyolojik ihtiyaçların karşılanması, giderilmesi insan dâhil tüm canlıların ortak özelliğidir. Bu durum canlılarda davranış olarak bir memnuniyeti ortaya koyar. Bu memnuniyet mana anlamında ruhun bir anlatımı olarak insanda yaratıcısına şükrü gerekli kılar.
İnsan, yaratılışında sahip olduğu “fiziki” yapıyla birlikte, “mana” anlamında kendi hayatını şekillendirebileceği farklı “dogmatik” değerlerle birlikte dünyaya gelir. Bu değerler fiziki olarak boyunun endamının şekli, (lisan, boy, kabile, klan, ırk) insanlar içerisinde tanına bilirliği, cinsiyet ile birlikte beş duyu.
İnsan yalnız tek başına yaratılan bir varlık değildir. Anne baba kardeşler uzak yakın akrabalar ve yakından uzağa komşuluk ilişkilerine sahiptir. Beşeri ve uhrevi hayatını devam ettirebilmesi için bir devlet erkine ihtiyaç duyar. İnsanın fiziki ihtiyaçlarını karşılamak için geçimini temin edebileceği üretim alanlarına ihtiyaç duyar. Bilinçli bir üretim ve tüketim toplumların sağlıklı olarak yaşamalarında ve toplum sosyolojini oluşturabilmelerinde temel sebeplerin başında gelir. İnsanın var olması ve yaşayabilmesi için muhakkak ki İnsanın madde ve mana ile barışık olması gerekir.
Mâna anlamında ise “ruhun” bir ihtiyacı ve anlatımı olarak; iyilik kötülük kavramları, vahiy ve bilgi temelli varlık ilkeleri, temel olan duygular; kaygılar, psikolojik rahatsızlıklar, doğal arzular, memnuniyet-şikâyet, irade, adalet, inanma, sığınma, ibadet etme, ahlak-hayâ, akıl, düşünme, izan, idrak, heyecan, merak, çalışma üretme, üzülme-sevinme, öğrenme-unutma, iyilik yahut kötülük sahibi olabilme, umut, sevgi-nefret, korku, siyaset, sanat, değişim-gelişim, ahlak, basiret sahibi olması, hissetmesi, gönülle birlikte aklını kullanabilen, nihayetinde dünyevi ve uhrevi sorumluluk taşıyan, vicdan ile birlikte, inanma ihtiyacı, benlik (nefis) sahibi, Ahsen-i Takvim üzere yaratılmış, Eşrefi Mahlûkat seviyesine yükselebilir, öğretilmiş durumuyla KURANÎ ve HANİFLİK temel
değerlerini bünyesinde barındıran, muhteşem bir varlık olan ilk insanlar farklı kan gurupları ve özellikleri üzerinden erkekli dişili ve çoklu olarak yaratıldılar. Tüm bu anlatımlar farklı uygulamalarla birlikte hayata geçirilmiş olsa da insanoğlunun ortak değeridir ve insanlarda FITRATI oluşturur. Bu değerleri kendisinde bulunduran insanoğlu yaşadığı sürece, fıtratı gereği kendisine bahşedilen bu değerler ile birlikte varlık ilkeleri/sebepleri üzerinden hayatı iyi yaşama ve nihayetinde onu-fıtratı anlamlı kılabilme çabası içerisinde olacaktır.