İlhami Şekercioğlu

İnsan din ve insan din ilişkisi

İlhami Şekercioğlu

İnsan,

İnsan yaratılmışlarla birlikte var kılınmış canlı ve sorumluluk sahibi olan bir varlıktır. Bu sorumluluk kişinin kendisinden başlayarak tüm yaratılmış olan değerlere sahip çıkmasıdır. Zira insanı diğer canlılardan ayıran temel özellik insanın kader tanımlı sistematik bir düşünceye sahip olmasıdır. Sistematik düşünce hayatın tesadüflere bırakarak rast gele düzenlenmesi değil onun bir planla bir projeyle uygulanır-somut hale, yaşanılır hale getirilmesidir. Yaşanırlılık hayatı doğal din tanımlı; bütünsel anlamda yaşamada ilk adımdır. Muhakkak ki bu proje bir mitoloji değil birbiriyle çelişmeyen evren-bilgi tanımlı ve vahiy-ahlak uygulamalı bir anlatımdır. 

İnsan öncelikli bir ifadeyle; kendi hayatını düzenlerken mutlaka madde ile birlikte kendisine bir yaşam alanı oluşturmaya çalışacaktır. Bu anlatım bir zorunluluktur. Diğer bir zorunluluk ise insanın bu işleri yaparken kendi hür iradesine bir dayanak aramasıdır. Bu düşünceden amaç insanın kendisini kendi hürriyetini kısıtlaması değil aksine hayatını sistemleştirme çabasıdır. İnsanoğlunun var olduğu günden bugüne bugünden yarına kendi hayatını sistemleştirebilmek için bir kurallar manzumesine ihtiyaç duymasıdır. 

Bu ihtiyaç vahiy temelli olsun olmasın insanın yaşam alanına taşıdığı ve hayatın bütünselliğini kapsadığı düşünülen bir inanç sistemidir. Bu sistem insan iradesine kurallar manzumeli ve sıralı olarak müdahil olmaya çalışır. Biz bu kurallar manzumesine mitoloji dâhil din diyoruz. Görüldüğü üzere din gerek ruhun tezkiyesi gerekse de beşeri düzeni sağlamada sağlam karakterli olduğu düşünülen yapılardır. 

Kaniş Karum diğer bir ifadeyle Kültepe: MÖ. 2000 yıllarında Asurlu tüccarların yaşadığı Kayseri’ye 23-24 Km. mesafede tarihi bir yerleşim alanı. Höyük alanında yapılan çalışmalarda din adına büyük tapınakların inşa edildiği görülmüştür. Bu alanda anıtsal tapınaklar ve yine din adına yapılan kutsal odalar bulunmuştur. Bölgede su mermerlerinden yapılan Tahtta oturan ana tanrıçaları veya tanrı ailelerini simgeleyen yüzlerce dinî heykelcikler ve küçük putlar (idol) ortaya çıkartılmıştır. Bölgede hem Anadolu yerli halkının (Fırtına tanrısı gibi) hem de yıllara dayalı süreklilik halinde Mezopotamya’dan giden-gelen Asurlu tüccarların baş tanrısı ‘Aşşur’ ve bereket tanrıçası olan ‘İştar’ gibi tanrılara aynı anda tapıyorlardı.  Bu tapınmada; ticari sözleşmelerde, borç senetlerinde veya mahkemelerde yalan söylenmesini önlemek için insanlar ‘tanrı Aşşur’un hançeri’ gibi kutsal nesnelerin üzerine yemin ederlerdi. Antik çağda özellikle Kültepe ve Hitit kültüründe ‘Riton’ olarak adlandırılan boğa, kuş ve diğer hayvan biçimli törensel kaplar ise sıradan birer içki kadehi değil, tanrılarla iletişim kurmayı sağlayan en kutsal kült objelerdir. ‘Galiba ismi geçen objeler; yaratılmışlardan hareketle içki içerek hayatı içselleştirmek suretiyle onlar üzerinden kendi ve âlemleri yaratana-İlahi bir iradeye kendilerini ifade ederek dua beddua yahut kurallar oluşturma adına sözde tanrılarına ulaşmanın bir anlatımı olsa gerek.’ 

Çok tanrıcılık şirkin bir ifadesidir. İnsanoğlunun geçmişten günümüze inanmadaki en büyük problemi Allaha inanmada insan dâhil aracılar oluşturmasıdır. Şirk, geçmişten günümüze insanlığın süreklilik halinde kadim olan bir hastalığıdır. Şirk Allah’a inanmamak değil, inanmada aracı şahıslar, ortaklar, varlıklar yahut kurumlar oluşturmaktır. Allah’ın sıfatlarını insan dâhil yaratılmışlara/mahlûkata indirgemektir/yüklemektir. Tapınılması gereken tek varlığa, şartlara özgü tapınılacak yeni, yeni varlıklar eklemektir.Şirk, çok farklı bilinmeyenleriyle birlikte karanlığı, kargaşayı ortaya koyar. Vahdaniyet inancı ise vahiy, bilgi ve kültür temelli net kurallarıyla birlikte aydınlığı/barışı ifade eder. Allah’a inanmamanın İslam’daki karşılığı kâfirliktir. (Kâfir, gerçeğin üstünü örten)Şirk kâfirlikten daha şedit olan bir hastalıktır. Cenab-ı Allah’ın iradesini zayıf kılma düşüncesidir. Düşüncemiz o ki birçok farklı sebeple birlikte; bu hastalıklı düşünce yayıldıkça Vahdaniyet temelli yeni yeni İlahi dinler gönderilmiştir. Zira çok tanrıcılık çok fazla kargaşanın anlatımı olmak durumundadır. Bu manada son İlahi din İslam Dinidir. Artık vahyin oluşturduğu Vahdaniyet temelli yeni bir din gelmeyecektir. Bu anlamda İslam Dini tüm değerleriyle birlikte kendisini ifade etmesi kuralları belirli ve yeterliliği üzerinden tüm insanlığın evrensel olan tek ortak dinidir.

Bilinebilir durumuyla geçmişten günümüze yeryüzünde 4000 din tarafından 3200 faklı tanrı oluşturulmuştur. Bu tanrılara coğrafi şartlar, çıkar ilişkisi vb. anlatımlarla birlikte oldukça çok görevler yüklenmiştir. Günümüz ve gelecekte parça yahut bütünsel anlamda 4000 din ve 3200 farklı tanrının ortaya koyduğu çok tanrıcı hükümlerle hayat yaşamaya çalışmak! 

    İnsanoğlu kendi inancını güçlü bir iradeye ‘Tek Tanrıcılığa’ bağlamadığı sürece yeni yeni tanrı inançları yeni yeni mitolojiler ortaya çıkartacaktır. Bu irade Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle fıtrata özgü bir anlatımla; sıralanmış haliyle kader tanımlı-doğal din, Haniflik-halifelik ve Vahiy temel özelliklidir. 

İnsanı yaratan ona kendisinden de yakın olan İlahi İrade insanın kendi hayatını sistemleştirebilmesi, insanların oluşturduğu mitolojilerden kurtulabilmesi için onlara-insanlara din göndermiştir. Din kavramı Allah’ın varlığı ve birliği anlatımlı bir başlangıçtır, ön kabuldür. Var ve bir olan Allah; evreni yaratan onu sistemleştiren, yaşam alanlarını belirleyen güçlü bir iradedir. Bu irade kendi varlığını, kendi özelliklerini-sıfatlarını gönderdiği dinler vasıtasıyla ortaya koymakta. Yine bu İlahi irade kendi sıfatlarını kendi otoritesini hiçbir şeyle, hiçbir kimseyle paylaşmaz. Bu irade evren tanımlı ve Aşkın varlık anlatımlıdır. 
Şu bir gerçektir din insan için vardır. İnsan toplumsal bir varlıktır. Bu ifadeden de de anlaşılacağı üzere toplumsal yapıyı oluşturan temel kuramlardan bir tanesi muhakkak ki din kavramıdır. Dinin temelini oluşturan akait konularının netliğidir. Akait konuları dinin iman boyutlu anlatımlar olup hayat olarak yaşanılmaya çalışılır. Akait konuları; İslam Dininin iman esaslarını şüpheye yer bırakmayacak şekilde inanılması gereken temel inanç kurallarıdır. Din geçmiş temelli gelecek anlatımlıdır. 

İslam Dininde akait konuları şirk ve benzeri tanımlar olmaksızın ‘VAHDANİYET’ temelli Allah inancının kabulüdür. Bu kabul İslam Dini adına Kelime-i Tevhit-Kelime-i Şahadet anlatımlıdır. Kelime-i Tevhit Allah’ın varlığını birliğini kabul etme Kelime-i Şahadet ise bu anlatıma şahitlik etmektir. Doğal din tanımının Haniflik temel anlatımlı şekillenerek hayata uygulanmasıdır. Kelime-i Şahadet ve Kelime-i Tevhit her biri ayrı ayrı insanlığın iki dünya adına yüz akıdır. Kelime-i Tevhit ve Kelime-i Şahadet kendi kurallarını kendileri belirlerler. Geçmişten günümüze; kendileri adına tasavvuf ve benzeri sözde din tanımlı düzenlenen anlatımları/kuralları kabul etmezler. İnsan bir şeyin teyitinimini yoksa onun doğruluğunu mu arayıp bulmak durumundadır. Doğruluk asli unsur üzerinden emek anlatımlıdır.   

Tasavvuf durumdan-var olandan hareketle insan kaynaklı sözde din tanımlı vazife çıkarmaktır. Hatasızlığı üzerinden retorik (Afaki, beylik sözler) bir anlatımla; düşünce insan, kurallar insan, tasarım insan, organizasyon insan, hüküm insan ve insan kaynaklı sistemleştirilmesiyle uygulamada din tanımlı durumuyla yine sözde din adına tasavvuf katılımlı var olan yine aynı insan! Burada cevaplanması gereken önemli bir soru karşımıza çıkmakta. Doğal din-Haniflik-halifelik ve Vahiy kavramlarının birbirleriyle, insanla sistematik anlatımlı ilişkisi ve insan için yeterliliği yahut yetersizliği.  Oysaki normal şartlarda insan var sayımlı retorik anlatımlardan ziyade; itidalli-mutedil düşünceyle tevazu-hoşgörü-vicdan sahibidir, gani gönüllüdür, kulluğun görevi olarak yaratanına tövbe-dua ve diğer insanlara karşı hata karşısında helalleşme gayreti içerisindedir. Tasavvuf ?…

Yazarın Diğer Yazıları