Ezgi Tek

Kanaviçe bize ne anlatıyor?

Ezgi Tek

Annemin sandığında kanaviçeler var.

Kumaşın üzerine sabırla işlenmiş çiçekler, dallar, kuşlar… Her biri küçücük karelerin içine sığdırılmış. Uzaktan bakınca sade; yaklaştıkça emeği fark edilen bir güzellik.

Kanaviçenin bence en güzel tarafı da bu.

Kendini hemen göstermiyor.

Bir bakışta tüketilmiyor. Yaklaştıkça ilmekleri, renk geçişlerini, iğnenin kumaşta bıraktığı ince izi görüyorsunuz. Bir desenin ortaya çıkması için kaç kez iğnenin kumaştan geçmesi gerektiğini düşününce, o güzelliğin aslında zamanla örüldüğünü anlıyorsunuz.

Belki bu yüzden kanaviçe yalnızca bir el işi değil.

Bir sabır biçimi.

Bir dikkat biçimi.

Bir hafıza biçimi.

“Bizim derslerimiz vardı,” diyor annem.

Dikiş, biçki, el işleri…

Bir zamanlar iğne iplik yalnızca bir şeyleri dikmek için değil, hayatın bir parçası olarak öğreniliyormuş.

Bugün ise hızın içinde yaşıyoruz. Bir şeyi beklemek, tekrar etmek, söküp yeniden yapmak bize giderek daha uzak geliyor.

Kanaviçe ise hâlâ aynı yerde duruyor.

İğne iplikten geçiyor.

İlmek ilmeği izliyor.

Desen yavaşça ortaya çıkıyor.

Ve belki bize unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor:

Bazı güzellikler aceleye gelmez.

Bir kanaviçenin kıymeti, yalnızca sonunda ortaya çıkan desende değil; o deseni mümkün kılan sabırda.

Belki eğitimde, hayatta ve insanın kendisiyle ilişkisinde kaybetmememiz gereken şey de biraz bu.

Her şeyi daha hızlı yapmak değil.

Bazen bir şeyi kendi ellerimizle, ilmek ilmek yapabilmek.

Yazarın Diğer Yazıları