Mitoloji denince çoğumuzun aklına o klasik figürler gelir ama sadece bir isim var ki toz tutmuyor. Medusa tam olarak böyle biri. Hani şu saçlarından yılanlar sarkan, baktığını taşa çeviren canavar kadın...
Ama biraz yakından bakınca, aslında anlatılanın sadece bir canavarın hikayesi olmadığını, aksine binlerce yıldır değişmeyen bir suçlu ilan etme olayı olduğunu fark ediyorsun.
Her şey bir genç kızın, hem de çok güzel bir genç kızın Athena’nın tapınağında görev yapmasıyla başlıyor. O dönemde güzellik hem bir lütuf hem de en büyük bela…
Poseidon’un radarına takılıyor Medusa. Tapınakta yaşanan o zorbalıktan sonra, adaleti sağlaması gereken tanrıça Athena, gidip Poseidon’dan hesap sormak yerine öfkesini Medusa’dan çıkarıyor. İşte o meşhur saçların yılana dönüşme hikayesi aslında büyük bir haksızlıktır.
Medusa o günden sonra bir mağdurdan, herkesin korktuğu, yok edilmesi gereken bir canavara dönüştürülüyor. Yani sistem kendi yarattığı kurbanı canavar ilan ederek vicdanını rahatlatıyor.
Medusa öldükten sonra bile rahat bırakılmıyor. Perseus geliyor, kafasını kesiyor ve o kesik başı bir silah olarak kullanıyor. Yani kadın hayattayken bir tehdit, ölüyken bir mühimmat...
Bugün dikkat ederseniz Medusa artık sadece korkulan bir figür değil. Birçok yerde koruyucu bir simge olarak görüyoruz. Yani bana yapılan haksızlığa rağmen buradayım ve hala bakışlarımda bir güç var der gibi bakıyor bize Medusa.
Bazen düşünüyorum da, Medusa’nın insanları taşa çevirmesini bir lanet olarak görmemek lazım bu bir savunma mekanizmasıydı. İnsanların o yargılayıcı bakışlarından korunmak için örülmüş bir duvar gibi...
Bu hikayeyi Athena'dan ya da Perseus'tan dinlerseniz Medusa bir canavardır. Ama burada önemli olan o yılanlı saçların altındaki hayal kırıklığını ve haksızlığı görmektir.