Ecem Yaman

Fareler (işçiler) ve insanlar

Ecem Yaman

Akıcı, basit ve sade üslubuyla karşımıza çıkan Fareler ve İnsanlar romanı; çaresizlik ve ümit etmeyi okuyucuya çok iyi aktarıyor. Ayrıca yazar John Steinback birden fazla konuya da değiniyor.

Roman, 1929-1930 yıllarında dünya ekonomik bunalımı sırasında işçi sınıfını anlatıyor. Romanın adı Fareler ve İnsanlar… Ancak burada ‘fare’ olarak adlandırılan işçilerdir.

George ve Lennie çok yakın iki arkadaşlar… Lennie karakteri oldukça masum ve iyi niyetli… Ancak kol kuvvetini kontrol edemeyecek kadar güçlü ve ayrıca George‘a aşırı derecede düşkün.

George ise zeki ve kurnazlığı ile biliniyor.  İki arkadaşın sadece bir tek hayali var. Çalışıp para biriktirip kendi işlerinin sahibi olmak. Ancak açlık ve yoksullukla baş etmek zorunda kalacaklar. İkisinin de umudu ve hayali o kadar güçlü ki, bütün zorluklara göğüs germeye hazırlar.

Yazar romanında ekonomik bunalım yıllarında yaşayan bir işçinin günlerinin nasıl geçtiğini çok açık bir şekilde anlatıyor. Hatta romanı okurken olaylar gözünüzde çok kolay bir şekilde canlanıyor.

Romanın ana karakterleri Lennie ve George, bir çiftlikte işe girmeyi başarırlar ancak Lennie’nin o kadar saf ve temiz yüreği var ki gördüğü her şeyi sevip okşamak istiyor. Yazının başında dediğim gibi çok güçlü kolları olduğu için sevmek istediği her canlıyı öldürebiliyor. İşe girdiği çiftlikte gördüğü yavru köpeği sevmek isterken öldürüyor.  Çiftlik sahibi olan Curley’nin karısı köpeğin öldürüldüğünü görünce Lennie ile konuşmak istiyor. Tabi Curley’nin eşi güzel ama şımarık bir kadın. Lennie’nin saçlarını okşamasını istiyor, Lennie hemen kabul ediyor.  Kadın en sonunda korkmaya başlayıp Lennie’yi elini yüzünü çizmeye başlıyor. Çok korkan Lenniie kadını bırakmak yerine ağzını kapatıyor. Ancak kadın havasızlıktan ölüyor. Lennie korkuyla George’nin yanına gidiyor. Büyük umutla gittikleri çiftlik onların kâbusu haline dönüşüyor.  

Kendilerinden başka hiç kimsesi olmayan bu iki arkadaşın sonu hiç iyi bitmiyor. Kitapta çok beğendiğim bir kısım ise şu: ‘Bizim gibileri, yani çiftliklerde ırgat olarak çalışanlar, dünyanın en yalnız adamlarıdır. Aileleri yoktur. Hiçbir yere ait değildirler. Çiftliğin birine kapılanır, kısmette ne varsa cebe indirirler. Sonra kente gidip o paranın dibine darı ekerler. Bundan sonra yapacakları ilk iş, başka bir çiftliğin kapısını çalıp kuyruk sallamak olur. Hayattan bekledikleri hiçbir şey yoktur.’
Lennie’nin yaptığı bu olay onun yanına kâr kalmıyor. Her ne kadar kötü niyeti olmasa da ölen kadının eşi Curly, Lennie’nin peşine düşüyor.  Ayrıca Curly, empati yoksunu zalim bir adam, Lennie’yi öldürmek istiyor ama ona çektirerek yapacak bunu…

Lennie’nin nerede saklandığını sadece George biliyor. Curly’nin onu bulup canice öldürülmesini de istemiyor. 

George’un bundan sonraki yapacağı hareket ondan nefret etmenizi sağlayabilir. Hiç kimsenin tahmin etmediği bir şeyi yapıyor.

Lennie’nin yanına gidip ona daha öncesinde planladıkları çiftlik hayalini anlatmaya başlıyor. bu hayallerini anlatıyor ki Lennie’yi sakinleştirebilsin. Aynı anda da elindeki tabancayı yakın arkadaşım dediği Lennie’nin kafasının arkasına dayıyor ve onu George öldürüyor. 

Umut etmek, fakirlik, arkadaşlık, hırs ve masumiyetin bir arada olduğu bu roman okuyucusunu en sonunda gözyaşları içinde bırakabilir.  Ayrıca yazarın dönemin işçilerinin yaşadığı sorunları çok açık bir dille aktarmış.

Kitabın en sevdiğim özelliklerinden biri ise gerçek hayatın zorluklarından bahsedilmiş olması. Hayale dair veya gerçek dışı bir şey olmaması… Ayrıca George, Lennie ile olan dostluğu  ile bilinirken kitabın sonunda yaptığı hareket hepimize ters köşe yaptı. Karakterinde değişiklik yaşadı. Bundan sonraki hayatını Lennie olmadan yalnız geçirecektir. 

Kitapta çok sevdiğim bir cümleyi daha eklemek istiyorum: “Sana bir şey diyeyim mi? İnsan çok uzun süre yalnız kaldı mı hastalanır, yalnızlıktan hastalanır.”
 

Yazarın Diğer Yazıları