Sümeyye Koşar

Tarih ayakta, biz bakıyor muyuz?

Sümeyye Koşar

Geçtiğimiz günlerde yolum Sarıkaya'ya düştü ve Sarıkaya Roma Hamamı'nı yakından görme fırsatı buldum. Fotoğraflardan etkileyici görünüyordu ama karşısına geçtiğimde, yaklaşık iki bin yıldır ayakta duran bir yapının hâlâ varlığını koruyor olması beni gerçekten etkiledi. Ancak aynı zamanda böylesine önemli bir eserin modern yapıların arasında sıkışıp kalmış görüntüsü de düşündürdü.

Bazı yapılar vardır; yalnızca taşlardan, sütunlardan ya da kemerlerden ibaret değildir. Geçmişin sesini bugüne taşıyan sessiz tanıklardır. Yozgat'ın Sarıkaya ilçesinde bulunan ve ‘Basilica Therma’ adıyla da bilinen Sarıkaya Roma Hamamı işte tam da böyle bir eser.

Yaklaşık iki bin yıldır ayakta duran bu görkemli yapı, Roma İmparatorluğu'nun Anadolu'daki nadir termal hamamlarından biri. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alması da tesadüf değil. Ancak insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor: Böylesine önemli bir tarihi miras, hak ettiği ilgiyi gerçekten görüyor mu?
Hamamın önüne geldiğinizde ilk olarak tarihi ihtişamı değil, çevresini saran plansız yapılaşmayı fark ediyorsunuz. Asırlardır ayakta kalmayı başaran bu eser, modern yapıların arasında adeta nefes almaya çalışıyor. Günümüzde termal su verilerek görsel açıdan daha etkileyici bir görünüm oluşturulmuş olsa da bu tek başına yeterli değil.
Oysa gün doğumunda ya da gün batımında hamamın kemerlerine vuran ışık, ziyaretçilerine eşsiz kareler sunuyor. Tarihin ve doğanın buluştuğu bu anlar, doğru tanıtımla binlerce yerli ve yabancı turistin ilgisini çekebilecek nitelikte. Ne var ki ziyaretçilerin önemli bir kısmı buradan ayrılırken aynı duyguyu paylaşıyor: ‘Burası çok daha iyi değerlendirilebilir.’

Birçok kişi, dünyanın farklı ülkelerinde benzer bir yapının çevresinin nasıl düzenleneceğini, nasıl korunacağını ve nasıl turizme kazandırılacağını düşünmeden edemiyor. Çünkü Sarıkaya Roma Hamamı sadece Yozgat'ın değil, Anadolu'nun ortak kültürel mirasıdır.

Elbette geçmişte yapılan çalışmalar ve gün yüzüne çıkarılması adına atılan adımlar küçümsenemez. Ancak bugün gelinen noktada daha kapsamlı bir çevre düzenlemesine, daha güçlü bir tanıtım stratejisine ve daha fazla koruma bilincine ihtiyaç olduğu açıkça görülüyor.

İki bin yıllık bu şaheser, zamana meydan okuyarak hâlâ ayakta duruyor. Belki de artık yapılması gereken şey, onun yalnızca ayakta kalmasını izlemek değil; hak ettiği değeri görmesini sağlamak. Çünkü tarih, ancak korunduğu ve anlatıldığı sürece yaşamaya devam eder.

Yazarın Diğer Yazıları