Sümeyye Koşar

Ölüler Kıymetli Peki Ya Diriler?

Sümeyye Koşar

‘Hatır hiç edilmişse, tavır elzemdir. Kelam kifayetsizse sükut erdemdir.’
– Şems-i Tebrizi

Ölülerimize büyük saygı duyuyoruz. Ardından kötü konuşmuyor, isimlerini hürmetle anıyor, hatıralarını yaşatıyoruz. Bu güzel bir şey… Çünkü vefa, insanı insan yapan en kıymetli değerlerden biridir.Ama bazen içimi kurcalayan bir soru var:

Ölüler bu kadar kıymetliyken, diriler neden bu kadar kolay kırılabiliyor?

Bir insan hayattayken esirgenen küçücük bir incelik, onu kaybettikten sonra edilen en güzel dualardan daha mı değersiz?

Keşke ölülerin ardından gösterdiğimiz saygının birazını da, yanı başımızda duran insanlardan esirgemesek…

Hayatta hepimizin ihtiyacı olan şey aslında çok basit: Kendimizi değerli hissetmek.
İnsan, değer gördüğünü en çok da günlük hayatın en sıradan anlarında anlar. Bazen bir selamda, bazen bir tebessümde, bazen de evinin kapısından içeri giren insana gösterilen tavırda...

İnsan, bulunduğu ortamda yok sayılmak istemez. Bir tebessüm, içten söylenmiş bir ‘Hoş geldin’, samimi bir hâl… Bunlar kimseyi eksiltmez ama karşısındaki insanın gönlünü doldurur.

Eskiler, ‘Misafir bereketiyle gelir.’ derdi.
Çünkü eve gelen insan yalnızca kapıyı çalmaz; gönlünü de açarak gelir.
Peki biz onu nasıl karşılıyoruz?
Bir güler yüzle mi?
İçten bir hâl hatır sormayla mı?
Yoksa asık bir suratla, eksik bir ilgiyle, soğuk bir tavırla mı?
Bazen sofrada ne olduğu unutulur.
Ama insan, kendisine nasıl davranıldığını asla unutmaz.
Çünkü gönle dokunan şey ikram değil, muameledir.

Aslında bu durum sadece misafirlikte değil, bütün insan ilişkilerinde böyledir. İnsan bazen yapılanı değil, kendisine nasıl hissettirildiğini hatırlar. İşte tam da burada karşımıza başka bir kavram çıkar:

Hatır…

Ne güzel kelimedir. İnsan bazen sırf birinin hatırı için susar. Sırf gönüller kırılmasın diye bazı şeyleri içine atar. Sırf karşısındaki üzülmesin diye kendi kırgınlığını görmezden gelir. Ama insan ister istemez şunu da soruyor:

Hatır gerçekten herkes için mi var, yoksa sadece bazı insanlar için mi?

Çünkü bazılarına gösterilen anlayışın, nezaketin ve sabrın; başkalarına çok görüldüğünü görmek insanın canını acıtıyor.

Kimse ayrıcalık istemiyor.
Sadece aynı ölçünün kendisi için de geçerli olmasını bekliyor.
İnsan, karşısındakine gösterdiği özeni sonsuza kadar tek başına taşıyamaz.
Bir yere kadar ‘Hatır.’ der.
Bir yere kadar alttan alır.
Bir yere kadar kendi gönlünü ikinci plana koyar.
Ama insanın sabrı da tükenir.
Sürekli aynı kişiden anlayış bekleniyorsa, bir gün o anlayış yerini mesafeye bırakır.
Bugüne kadar birçok şeyi ‘hatır’ diyerek görmezden gelen biri, yarın aynı özeni göstermemeyi seçerse buna kimse şaşırmamalıdır.
Çünkü insan, kendisine nasıl davranıldıysa bir gün aynı dili konuşmaya başlar. Değer gören değer verir, görmeyen ise sessizce uzaklaşır.

Saygı tek taraflı olmaz.
İncelik tek taraflı olmaz.
Hatır da tek taraflı olmaz.
İşte bütün mesele de burada düğümleniyor.
Belki de artık kendimize dönüp samimiyetle şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Ölülerimizin hatırasına gösterdiğimiz özeni, dirilerimize de gösterebiliyor muyuz?

Çünkü mezar taşları incinmez.
Ama yaşayan insanların kalbi incinir.
Ve bazen en büyük ihmal, ölüleri unutmak değil…
Dirileri, hayattayken değersiz hissettirmektir.

Yazarın Diğer Yazıları