İnsanların en çok karıştırdığı iki kavram vardır: sevgi ve saygı. Oysa bu ikisi aynı şey değildir. Sevgi gönülden gelir, zorla olmaz. Kimseyi sevmek zorunda değilsiniz. Bir insanın karakterini, yaşam tarzını, düşüncelerini ya da size yaklaşımını beğenmeyebilirsiniz. Bu sizin en doğal hakkınızdır. Çünkü sevgi özgürlüktür.
Ama saygı öyle değildir.
Saygı, kişisel tercihlerimizin üzerinde duran bir insanlık ölçüsüdür. Sevmesek de saygı gösterebiliriz. Hatta gerçek olgunluk da burada başlar. Karşımızdaki insanı ne kadar sevmediğimiz değil, ona rağmen nasıl davrandığımız karakterimizi ortaya koyar.
Ne yazık ki son zamanlarda insanların yüzüne gösterdiği nezaket ile arkasından sergilediği tavırlar arasında büyük uçurumlar görüyorum. Yüze gülüp arkasından konuşmak, yanında iyi davranıp yokluğunda küçümsemek, insanın olmadığı ortamda ona hak etmediği sözleri söylemek de bir saygısızlıktır. Belki yüzüne söylenen kaba bir söz kadar görünmez ama etkisi çoğu zaman daha derindir.
Bence gerçek saygı, bir insan odadan çıktığında da devam edebiliyorsa saygıdır.
Ben yıllarca buna inandım. Hayatım boyunca herkesi sevmek zorunda olmadığımı ama herkese saygı göstermek zorunda olduğumu düşündüm. Hoşlanmadığım insanlar oldu, fikirlerine katılmadığım insanlar oldu, hatta kırıldığım insanlar da oldu. Ama yine de saygı çizgisini korumaya çalıştım.
Bugün dönüp baktığımda ise bu inancımın ciddi şekilde sarsıldığını görüyorum.
Çünkü bazı insanlar sizin onlara gösterdiğiniz saygıyı bir değer olarak görmek yerine bir zayıflık olarak algılıyor. Siz çizginizi korurken onlar sınır tanımıyor.
İşte insanı yoran da bu oluyor.
Bir süre sonra kendi kendinize şu soruyu soruyorsunuz: ‘Ben neden hâlâ bu kadar hassas davranıyorum?’
Ve belki de en acı nokta burada başlıyor. Çünkü insan, sürekli hayal kırıklığı yaşadığında istemeden şu düşünceye sürükleniyor:
‘Galiba artık onlar gibi olmam gerekiyor.’
Kabul etmek gerekir ki bazı insanlar, insanın insanlara olan güvenini eksiltiyor. Bazıları ise yıllarca savunduğunuz değerleri sorgulatıyor.
Ben bugün hâlâ sevginin özgür olduğuna inanıyorum. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil.
Ama saygının da bir mecburiyet olduğuna inanıyordum.
Şimdi ise şunu görüyorum: Saygı göstermek sizin karakterinizi ortaya koyar, karşınızdakinin değil. Siz saygılı olursunuz, onlar olmayabilir. Siz doğru olanı yaparsınız, onlar yapmayabilir.
Ve bazen insanın en büyük kırgınlığı, kaybettiği insanlar değil; kaybettiği inançlar oluyor. En çok da ‘Herkese saygı duyulmalı’ inancının, bazı insanlar tarafından değersizleştirilmesi yoruyor insanı.
Ama yine de sonunda aynaya baktığınızda gördüğünüz kişinin kim olduğu önemlidir. Çünkü insan, başkalarının seviyesine inerek değil, kendi duruşunu koruyarak kendisi kalabilir. Her ne kadar bazıları bunu zorlaştırsa da…