Sümeyye Koşar

Ruhun Sustuklarını Beden mi Anlatıyor?

Sümeyye Koşar

Hiç düşündünüz mü, insan yaşadığı her şeyi gerçekten unutabilir mi? Ya da unuttuğunu sandığı şeyler bir yerlerde yaşamaya devam eder mi?

Bir süredir bu konu üzerine düşünüyorum. Stresin insan vücuduna etkilerini, geçmişte yaşanan travmaları, aile dizilimini, biyoenerjiyi... Araştırdıkça insanın ne kadar karmaşık bir varlık olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Bazen hiçbir şey yapmak istemiyoruz. Kimseyle konuşmak, bir yere gitmek, hatta en sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmek bile içimizden gelmiyor. En küçük meseleye tahammül edemiyoruz. Üstelik ortada bizi bu kadar yoracak bir şey de yokmuş gibi görünüyor.

Peki, gerçekten yok mu?

Belki de mesele o gün yaşadıklarımız değil, yıllardır biriktirdiklerimizdir.

İnsan hayatı boyunca ne çok şeye susuyor. Kırılıyor, belli etmiyor. Kızıyor, içine atıyor. İstemediği şeylere sırf karşısındaki üzülmesin diye evet diyor. Sonra bütün bunların geçtiğini düşünüyor. Ama bazı şeyler öyle kolay geçmiyor.

Stresin yalnızca ruh halimizi etkilemediğini artık biliyoruz. Uzun süre devam eden stres; kalp çarpıntısından mide sorunlarına, baş ağrısından uyku bozukluklarına kadar pek çok şikayete yol açabiliyor. Bazı hastalıkların gelişme riskini de artırabiliyor.

Elbette her hastalığın altında psikolojik bir travma aramak doğru değil. Ancak ruhumuzla bedenimizin birbirinden tamamen bağımsız olmadığını da biliyoruz. Asıl merak ettiğim şu: Bizi bugün bu kadar etkileyen şeylerin ne kadarı gerçekten bugüne ait?

Çocukluğumuzda duyduğumuz bir söz, kendimizi yalnız hissettiğimiz bir an ya da yıllarca normal sandığımız bazı davranışlar... Büyüdüğümüzde hepsini geride bıraktığımızı sanıyoruz. Oysa bazıları ilişkilerimize, korkularımıza ve hayata bakışımıza yansıyabiliyor.

Sürekli eleştirilen bir çocuk, büyüdüğünde herkese kendisini beğendirmeye çalışan birine dönüşebiliyor. Sevilmek için hep alttan alması gerektiğini öğrenen biri, yıllar sonra bile hayır demekte zorlanabiliyor.

Son zamanlarda sıkça karşıma çıkan aile dizilimi, biyoenerji ve Access Bars gibi uygulamaları da bu yüzden merak ediyorum. Aile dizilimi geçmişten gelen ilişki kalıplarına odaklanırken, biyoenerji ve Access Bars gibi yöntemler bedensel ya da zihinsel rahatlama sağladığını öne sürüyor.

Ben neden böyle hissediyorum? Neden herkesi memnun etmeye çalışıyorum? Neden istemediğim şeylere bile ses çıkaramıyorum? Neden bazen yalnız kalmak, hiçbir şey duymamak istiyorum?

Başımız ağrıdığında doktora gidiyor, midemiz rahatsızlandığında çare arıyoruz. Peki, kendimizi uzun zamandır huzursuz, mutsuz ya da tükenmiş hissettiğimizde ne yapıyoruz?

Çoğu zaman hiçbir şey. Hayatın telaşına karışıp devam ediyoruz. Oysa ruhsal yorgunluk da önemsenmeyi hak ediyor. Gerektiğinde destek almak, geçmişin üzerimizde bıraktığı etkileri anlamaya çalışmak, kendimize sınırlar koyabilmek de sağlığımızın bir parçası.

Belki her şeyin altında büyük bir travma yoktur. Bazen insan sadece yorulmuştur. Bazen de herkesin ne istediğini düşünmekten kendi isteklerini unutmuştur.

Şimdilerde en çok bunu düşünüyorum. İnsan başkalarının hayatında bu kadar yer kaplarken kendi hayatında nasıl bu kadar geri planda kalabiliyor?

Ve bunun farkına varmak için illa bedenimizin alarm vermesini mi beklememiz gerekiyor?
Bilmiyorum.

Ama galiba insanın biraz da kendisine anlayış göstermesi gerekiyor. Her şeye yetişmek, herkesi mutlu etmek, her zaman güçlü görünmek zorunda değiliz.

Kim bilir, belki de bedenimizin bize anlatmaya çalıştığı şey, yıllardır kendimize söylemeye cesaret edemediklerimizdir.

Yazarın Diğer Yazıları