Ahbap hakkında yürütülen soruşturma yeniden deprem günlerini hatırlattı. Sosyal medyada eski paylaşımlar yeniden dolaşıma girdi, yıllar önce kurulan cümleler yeniden gündem oldu. Hukuk elbette görevini yapacaktır. İddialar araştırılır, deliller incelenir ve kararını mahkemeler verir. Buna söyleyecek bir sözüm yok. Ama bütün bunları izlerken benim aklıma ilk gelen soruşturmanın kendisi olmadı.
Benim aklıma 2023 depremleri geldi.
O günleri yaşayanlar bilir... Enkazın başında kimse kimsenin hangi kurumdan geldiğini sormuyordu. Kimsenin üzerinde hangi logonun olduğu önemli değildi. Önemli olan uzanan bir eldi, sıcak bir çorbaydı, ulaştırılan bir battaniyeydi. O gün devlet de vardı, sivil toplum kuruluşları da vardı. Kızılay da vardı, Ahbap da vardı. Ama bugün dönüp baktığımda hafızamda kalan kurum isimleri değil, insanların fedakârlığıdır.
Son günlerde yeniden dolaşıma giren eski paylaşımları görünce içim burkuldu. Yıllar önce Kızılay üzerinden yaşanan tartışmalar, çadır meselesi ve ardından yükselen öfke... Elbette eleştiriler yapılabilir, yöneticiler hesap verebilir, yanlış yapan varsa hukuk bunun gereğini yapmalıdır. Ancak o gün yaşanan öfke öyle büyüdü ki, yöneticilerle birlikte hiçbir karar mekanizmasında yer almayan binlerce gönüllü de aynı hedefin içine konuldu.
Ben deprem bölgesinde o gençleri gördüm. Çoğu 19-20 yaşındaydılar. Kimi üniversite öğrencisiydi, kimi daha hayatının başındaydı. Soğuğun altında yardım dağıtıyor, enkaz başında bekliyor, çocukları teselli etmeye çalışıyorlardı. Günlerce ailelerini göremeyenler vardı. Korkanlar vardı. Ağlayanlar vardı. Ama yine de ‘Bugün beni bekleyen insanlar var.’ diyerek görevlerinin başına dönenler vardı.
Sonra deprem bitti, tartışmalar başladı. Sosyal medyada Kızılay'ın adı geçtikçe, o gençler de hiç hak etmedikleri sözlerin muhatabı oldu. Küfürler edildi, hakaretler savruldu. Hiç tanımadıkları insanlar tarafından suçlandılar. Oysa onların hiçbirinin alınan kararlarda payı yoktu. Hiçbiri yönetici değildi, hiçbiri masada oturan insanlar değildi. Onlar sadece ‘Yardım lazım.’ denildiğinde düşünmeden yola çıkan gençlerdi. En zor günümüzde canını dişine takarak çalışan insanların emeği, birkaç tartışmanın gölgesinde kaldı.
Necip Fazıl Kısakürek'in yıllar önce söylediği şu söz, deprem günlerinde adeta vücut bulmuştu:
‘Kim var?’ diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert‘Ben varım!’ cevabını verici, her ferdi ‘Benim olmadığım yerde kimse yoktur!’ duygusuna sahip bir gençlik...
Ben o gençliği gördüm. Enkazın başında gördüm. Üzerlerinde Kızılay yeleği vardı ama aslında taşıdıkları şey bir kurumun adı değil, vicdandı. Onlar o gün ne alkış bekledi ne teşekkür. Sadece bir insanın daha yarasına merhem olabilmek için mücadele etti.
Bugün yeniden eski tartışmalar konuşuluyor. Belki yarın başka kurumlar, başka isimler konuşulacak. Hukuk herkes için gereğini yapacaktır. Ama bence bugün herkes dönüp önce kendi vicdanına bakmalı. O gün öfkemiz gerçekten doğru yere miydi? Yoksa birkaç kişinin sorumluluğunu, hiçbir suçu olmayan binlerce gencin omuzlarına da mı yükledik?
Çünkü mahkemeler hukuku yargılar. Vicdan ise insanı yargılar. Ve ben inanıyorum ki ilahi adalet, hiçbir kulun hakkını karşılıksız bırakmaz. En zor günümüzde hiçbir karşılık beklemeden çalışan, sonra da hiç hak etmediği küfürlere ve hakaretlere maruz kalan o gençlerin emeğini de, niyetini de en iyi bilen Allah'tır. Bazen insan susar, kendini savunmaz. Ama vicdan susmaz. Gün gelir, mutlaka konuşur.