Kayseri’de geçen haftayı anlatmaya nereden başlamalı? Sandıktan mı, depremden mi, vatandaşın sofrasına kadar giren tağşiş listesinden mi yoksa gram her yükseldiğinde Kazancılar Çarşısı’nda yeniden hesap makinesi açtıran altından mı? Doğrusu ben karar veremedim.
Çünkü bu hafta Kayseri’de gündem, birbirine sıra vermedi. Birini konuşmaya başladık, diğeri kapıya dayandı. Bir haberi bitirdik, telefon ekranına yenisi düştü. Sabah önemli görünen gelişme, öğleden sonra yerini başka bir başlığa bıraktı.
Hafta sonuna geldiğimizde ise Kayseri, bu kez sandıkların başındaydı. Ticaretin, sanayinin, üretimin şehri dediğimiz Kayseri’de iş dünyasının seçimleri tabii ki sıradan bir sandık meselesi değildi. Kim kazandı, kim kaybetti, hangi liste kaç oy aldı? Bunları yazdık. Fakat benim asıl merak ettiğim sonuç tutanaklarında yazamıyor. Kayseri ne kazanacak?
Çünkü başkanlık koltuğunun kime kaldığı birkaç gün konuşulur. Fotoğraflar paylaşılır, tebrikler kabul edilir, yeni dönem mesajları verilir. Sonra? Asıl hikâye orada başlıyor. Organize sanayide makinesini döndürmeye çalışan sanayici için ne değişecek? Sabah kepengi kaldırırken önce elektrik giderini, sonra kirayı, ardından sattığı malın yerine yenisini hangi fiyattan koyacağını hesaplayan esnaf ne görecek? Diplomasını alıp ‘Kayseri’de kalayım mı, gideyim mi?’ diye düşünen genç hangi cevabı bulacak? Sandığın sonucu belli. Ben biraz da bu soruların sonucunu merak ediyorum derken, yer sallandı. İnsanın depremle kurduğu tuhaf bir ilişki var. Birkaç saniye sürüyor ama o birkaç saniyede yıllardır sormadığınız sorular aklınıza geliyor. Oturduğum bina sağlam mı, ailem nerede, telefonum yanımda mı, çıkmalı mıyım? Sonra sarsıntı bitiyor. Telefonlara sarılıyoruz. ‘Sen de hissettin mi?’ Hissediyoruz. Ama başka hiçbir şey yapmıyoruz.
Çünkü bunlar yaşanırken bir diğer taraftan Kayseri’de kentsel dönüşümü konuşuyoruz, diğer taraftan Develi’de yıllardır suyun kendisine açtığı yolu unutmayan Erciyes’in eteklerini... Evlerin, iş yerlerinin ve yolların bulunduğu alanlarda geçmişten gelen riskleri tartışıyoruz. Doğa aslında hafızasını kaybetmiyor. Biz kaybediyoruz. Dere yatağını unutuyoruz, eski suyollarını unutuyoruz, geçmişte yaşananları unutuyoruz. Sonra yağmur biraz fazla yağınca şaşırıyoruz. Yer biraz sert sallanınca yeniden hatırlıyoruz. Acaba bizim afetlerle mücadelede en büyük problemimiz gerçekten doğa mı, yoksa unutma hızımız mı?
Bu sorunun cevabını düşünürken önümüze bu kez başka bir liste geldi. Taklit ve tağşiş... Kayseri’den ürünler de o listede. Peynir diye aldığınız ürünün içinden başka bir şey çıkabiliyor. Et diye önünüze gelen üründe hiç beklemediğiniz içeriklerle karşılaşabiliyorsunuz. Eskiden alışverişte zor soru ‘Kaç para?’ idi. Şimdi o soru neredeyse kolay kaldı. Çünkü vatandaşın yeni sorusu şu: ‘Bu gerçekten ne?’ İşin ironik tarafı da burada. Parasını veriyoruz ama aldığımız şeyden emin olamıyoruz. İçindekileri okuyoruz, son kullanma tarihine bakıyoruz, gramajı kontrol ediyoruz. Fiyatını başka marketle karşılaştırıyoruz. Bir ara ürünü alıp eve götüreceğiz ama ona sıra gelmiyor ki. Tüketici alışveriş yapmıyor sanki denetim gerçekleştiriyor.
Üstelik bütün bunları yaparken cebindeki para da yerinde durmuyor. Altın yükseliyor. Kira başka bir tartışmanın konusu oluyor. Pazara gidiyorsunuz, geçen hafta aldığınız ürünün fiyatını bu hafta yeniden soruyorsunuz. Balık tezgâhına bakıyorsunuz, hesabı başka. Kavanozundan kapağına kadar kış hazırlığının bile ayrı bütçesi var artık.
Ekonomiyi bazen büyük rakamlarla anlatıyoruz. İhracat şu kadar oldu. Yatırım bu kadar milyon liraya ulaştı. Şu proje başladı. Bu proje tamamlandı. Hepsi önemli. Ama ekonominin bir de TÜİK tablosuna sığmayan tarafı var. Kayseri’de pazardan çıkarken poşetine bakıp ‘Bu paraya bu kadar mı?’ diyen insanın yüzü mesela... Bence bazen en gerçek ekonomik veri orada.
Ama haksızlık etmeyelim. Bu hafta yalnızca içimizi sıkan haberler de okumadık. Kayseri’den çıkan bir buluş TEKNOFEST kapsamında düzenlenen uluslararası fuardan madalyayla döndü. Genç sporcularımız Balkanlar'da kürsüye çıktı. Erciyes’in eteklerinde yeni fidanlar toprakla buluştu. Şehir bir taraftan kendi dertleriyle uğraşırken diğer taraftan başarı üretmeye devam etti. Zaten Kayseri’yi ilginç yapan da bu değil mi? Sabah bir başarı haberine seviniyorsunuz. Öğlen tağşiş listesini okuyup sinirleniyorsunuz. Akşam deprem oluyor. Ertesi gün seçim sonucu konuşuyorsunuz. Arada altının fiyatına bakıp ‘Yine mi?’ diyorsunuz. Sonra pazartesi geliyor. Herkes işine dönüyor.
Belki Kayseri’nin haftasını anlatan en doğru kelime ‘yoğun’ değildir. ‘İnatçı’dır. Çünkü bu şehir ne yaşarsa yaşasın ertesi sabah kepengini yine kaldırıyor. Fabrikanın ışığı yine yanıyor. Öğrenci yine otobüse yetişiyor. Esnaf yine çayını koyuyor. Gazeteci yine ‘Bugün ne var?’ diye telefonuna bakıyor. Hayat devam ediyor. Fakat hayatın devam etmesi, her şeyi normal kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor!
Ben bu haftadan geriye tek bir haber bırakacak olsam ne seçerdim diye düşündüm. Seçimi mi, depremi mi, tağşişi mi, Ekonomiyi mi? Hiçbirini. Çünkü çok çabuk unutuyoruz…
Bakalım bu yeni hafta bize neler getirecek, neleri konuşacağız... Hayatın sürprizlerini ve bilinmezliğini çok seviyorummm