Geçtiğimiz haftalarda Gratis mağazalarında yaşanan indirimler, toplumun nasıl davranış sergilediğini gözler önüne serdi. İnsanların kendilerini ve çevrelerindekileri hiçe sayarak, sadece kendi çıkarları için yarıştığını görmek, ülkemizin toplumsal gerçeklerini bir kez daha hatırlattı.
Bu tür indirimler, kadınlara dayatılan güzellik algısının hangi boyutlara ulaştığını da ortaya koyuyor. Bir rimel ya da ruj uğruna insanların birbirleriyle itişip kakışması, adeta bir film sahnesini andırıyor. İnsan olarak, ama en çok da bir kadın olarak, bu tür manzaralardan derin bir utanç duyuyorum. Kendi adıma, ülkemin vatandaşları adına utanıyorum.
Bir yanda plajlarda, tatillerde ve lüks araçlarda yaşam süren insanlar varken, diğer yanda ekmek alamadığını, faturasını ödeyemediğini söyleyen vatandaşlar var. Asgari ücret 17 bin TL iken, asgari ücretle geçinen insanların sayısı her geçen gün artıyor. Açlık sınırı ve yoksulluk sınırı arasındaki makas ise giderek açılıyor. Bu tür bir ekonomik ayrım, ancak savaş dönemlerinde görülebilecek türden.
Eleştirmek değil, içinde bulunduğumuz durumu ve bunun toplumsal kültürümüz üzerindeki etkilerini anlatmak istedim. Ekonomik sıkıntılar arttıkça, nezaket ve saygı gibi değerler de ters orantılı olarak azalıyor. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamak için mücadele eder hale geldiğinde, toplumsal değerler de erozyona uğruyor.
Hükümet politikaları, ekonomik sorunları çözmede yetersiz kalırken, vatandaşlar gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için büyük zorluklar yaşıyor. Önümüzdeki dönemlerde bizi hangi gelişmelerin ve şaşırtıcı olayların beklediğini mecburen yaşayıp göreceğiz.