Fanatizm denilince akla ilk gelen genellikle futbol ve siyaset oluyor.
Benim aklıma gelen ise bağnazlık, yozlaşmışlık, hoşgörüden uzaklık, sorgulamadan ve empatiden ve saygıdan uzak bir zihniyet oluyor.
Çünkü fanatizm insani değerlerimizi ve farklılıklarımızı yok saymak ve yalnızca kendi düşüncelerini doğru saymayı dayatıyor. Bunun sonucunda doğal olarak şiddet içeren görüntüleri izliyoruz…
Bunun ne sosyal yaşantı formlarında ne de dinimizde yeri yok. Birçok insanın fanatizm adı altında birleşmesi ve yaptıklarını savunması, kendine hak görmesi korkunç bir toplumsal olay.
Bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de insanları köleleştiren, kula kulluk etmeyi sağlayan, insan özgürlüğünü elinden alan fanatizmin kişileri kendisine bağlayan en belirgin ortak özellikleri; bağnazlık, cahillik, tahammülsüzlük ve farklılıklara saygı duyamamak…
İnanan bir toplum olduğunu iddia eden ülkelerde de bu kadar fanatik olması biraz absürt bir durum gibi görünüyor. Çünkü yaradan farklılıklarla ( din, renk, kültür) bizleri yaratmış. İşte bu yüzden inanan toplumlarda saygısızlığın ve hoşgörüsüzlüğün tavan yapıp siyasi ve sporsal anlamda fanatizme sığınılıp kendi doğrusunu dayatmayı doğru bulmuyorum.
Sorguladığım şeylerden birisi de spor da fanatizm neden futbol ağırlıklı? Ben diğer spor dallarında birbirine şiddet uygulayan veya ölesiye bağlılık yaşayan bir kitle duymadım da görmedim de…
Sanırım diğer kitleler tuttukları takımlara hayranlık duyarken futbol severler bunu fanatizmle karıştırıyor.
Hayranlık duymak da fanatizm gibi bir şeye tutkuyla bağlı olmak ve çok sevmek demektir, fanatizmden farkı ise kendi doğrusunu karşı tarafa dayatmaz. Karşı tarafın düşüncelerine de saygıyı barındırır.
Bu fanatizm konusu Çürümenin Kitabı’nın yazarının sözleriyle noktalamak istiyorum. Kitapta şöyle yazar, ‘Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu canlandırır, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır, bir olay çehresine bürünür: mantıktan sara hastalığına geçiş yamalanmış olur. İdeolojiler, doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar.’