Ne tuhaf değil mi? 2026 yılındayız. Kadınlar şirket yönetiyor, şehir yönetiyor, uçak kullanıyor, ameliyat yapıyor, savaş muhabirliği yapıyor, tek başına çocuk büyütüyor, hayat kuruyor, yıkılıyor, yeniden ayağa kalkıyor… Ama hâlâ bazı erkekler kadınların nasıl yaşaması gerektiğine karar verebileceklerini sanıyor. Daha da ilginci bunu kamusal sorumluluk taşıyan koltuklarda otururken yapıyorlar. İnsan gerçekten merak ediyor… Bu özgüven nereden geliyor? Kadını hâlâ sadece ev işleri, çocuk bakımı ve erkeğin hayatını kolaylaştıran bir figür olarak gören bu kafa, hangi çağdan sesleniyor?
Tam da 19 Mayıs haftasında! Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık ateşini yaktığı, gençliğe Cumhuriyet’i emanet ettiği günlerde…Bu ülkenin kadınlarına hâlâ had bildirmeye kalkmak nasıl bir cüret? Bu sadece kötü bir paylaşım değil. Bu, kadınların özgürlüğünden rahatsız olan zihniyetin mikrofon bulmuş hali.
Çünkü mesele bir paylaşım değil. Mesele, yıllardır cilalanıp ‘değer’, ‘ahlak’, ‘gelenek’ gibi kelimelerin arkasına saklanan o eski zihniyet. Kadını birey olarak değil, görev olarak gören zihniyet. Yemek yapacak. Çocuk büyütecek. Susacak. Katlanacak. İdare edecek. Peki neden?
Çünkü bazı erkekler için güçlü kadın rahatsız edici. Kendi parasını kazanan kadın rahatsız edici. ‘Buna mecbur değilim’ diyebilen kadın rahatsız edici. Çünkü o düzenin çarkı, kadın sessiz kaldıkça dönüyordu. Şimdi dönmüyor. Ve panik tam da burada başlıyor.
Sonra ne duyuyoruz? ‘Kadınlar değişti…’ ‘Artık evlenmek istemiyorlar…’ ‘Dul maaşı veriliyor diye yuva kurulmuyor…’ Gerçekten insan hayret ediyor. Belki de sorun kadınların değişmesi değil. Belki sorun, kadınların artık değersizlikle yaşamayı kabul etmemesi.
Çünkü yıllarca kadınlara sevgi değil sabır öğretildi. Eşitlik değil tahammül öğretildi. Saygı değil suskunluk öğretildi. Şimdi kadınlar ‘Ben bunu istemiyorum’ deyince korku başlıyor. Evet, korku. Çünkü erkekler olmadan da hayatını kurabilen kadın fikri, kadını sadece bağımlı görmek isteyen zihniyet için büyük tehdit.
Oysa kadınların istediği şey çok basit. Bir efendi değil. Bir hayat arkadaşı. Bir buyuran değil. Bir eşit!Ama bunu anlamayan kafa hâlâ kadınlara ayar vermeye çalışıyor. Hem de 19 Mayıs haftasında… Atatürk’ün bu ülkenin kadınlarını görünmezlikten çıkarıp yurttaş yaptığı Cumhuriyet’in hafızasında… Ne ironik.
Cumhuriyet, bu ülkenin kadınlarına lütuf dağıtmadı. Haklarını teslim etti. Kadını görünmeyen bir gölge olmaktan çıkardı. Söz hakkı verdi. Seçme hakkı verdi. Seçilme hakkı verdi. Kamusal alanda yer açtı. Şimdi birileri çıkıp kadınların yaşam alanını yeniden daraltmaya kalkıyorsa, buna sadece ‘kişisel görüş’ deyip geçemeyiz. Çünkü bu, doğrudan Cumhuriyet’in açtığı kapıya laf etmektir.
Ve bir şey daha… Bu meselede sadece birkaç kadın derneğinin tepki vermesi yetmez. Kayseri’de, Türkiye’de, kendine saygısı olan her kadının ses çıkarması gerekir. Ama acı olan şu… İçimizde hâlâ korkan kadınlar var. ‘Hedef olurum’ diyenler. ‘Bana ne’ diyenler. ‘Boşver’ diyenler. Sessizliği güvenlik sananlar. Oysa Atatürk kadınlara korkmayı değil, ‘Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini kazanmasıyla yetinirse, o toplum yarıdan fazla güçsüzlük içinde kalır’ sözüyle dimdik durmayı miras bıraktı.
Asıl mesele sadece sen değilsin Cafer Beydilli… Senin cümlelerinde cesaret bulan o zihniyet. Ama şunu iyi bil; bu ülkenin kadınlarına ayar verebileceğini sandığın devir kapandı. Cumhuriyet’in kadınları susmaz, geri çekilmez, hele senin gibilerin çizmek istediği dar hayata hiç sığmaz.