Gün içinde herkese yetişmeye çalışıyoruz. İşe, aileye, arkadaşlara, sorumluluklara… Birinin işi çıkıyor, birinin bize ihtiyacı oluyor, yapılacaklar listesi uzadıkça uzuyor. Derken gün bitiyor. Ama o günün içinde kendimize ne kadar yer ayırdığımızı hiç düşünmüyoruz. Çoğu zaman kendimizi listenin en sonuna yazıyoruz. Şunu da halledeyim, sonra dinlenirim’diyoruz. Sonra bir başka iş çıkıyor. Dinlenmek erteleniyor, kendimiz erteleniyoruz. Oysa insanın kendisine ayırmadığı zamanın da bir faturası var. Bazen yorgunluk olarak çıkıyor karşımıza. Bazen tahammülsüzlük, bazen isteksizlik… Hiçbir şey yapmak istemediğimiz halde neden böyle olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz. Belki de uzun zamandır kendimize ait bir gün, bir saat, hatta birkaç dakika bile bırakmadığımız içindir. Kendimize zaman ayırmak, hayattan kaçmak değil. Tam tersine, hayatın içinde kalabilmek için biraz nefes almak. Bir kahveyi acele etmeden içmek, telefondan uzak birkaç dakika geçirmek, yürümek, sevdiğimiz bir kitabın birkaç sayfasını okumak ya da sadece hiçbir şey yapmadan oturmak… Bunların hiçbiri boşa geçirilmiş zaman değil. Çünkü hayat sadece yetişmemiz gereken işlerden ibaret değil, bazen durmak da gerekiyor. Belki de kendimize sormamız gereken en basit soru şu: Bugün herkese ayırdığım zamandan kendime ne kadar ayırdım? Cevabımız uzun zamandır hiç ise, belki de artık hayatımızdaki en önemli kişiyi listenin sonundan çıkarma zamanı gelmiştir.
O kişi, kendimiziz.