Misafir

Kusur üzerine kusur eklemek

Misafir

Halkların asırlık tecrübelerinden süzülüp gelen atasözleri, çoğu zaman uzun kitapların anlatamadığını birkaç kelimeyle ifade eder. Çerkes kültüründe kullanılan ve Türkçede ‘kel üzerine çıban’ şeklinde karşılık bulabilecek olan atasözü de bunlardan biridir.

Kel olmak başlı başına bir kusur değildir; ancak atasözünün anlatmak istediği şey fiziksel bir durum değil, bir eksikliğin üzerine yeni eksikliklerin eklenmesidir. Çıban ise mevcut sıkıntıyı daha görünür, daha rahatsız edici ve daha ağır hale getiren ikinci bir sorunu temsil eder. Böylece atasözü, ‘zaten var olan bir eksikliği düzeltmek yerine, ona yeni hatalar eklemek’ anlamına gelir.

İnsan hayatında da buna sıkça rastlanır. Bir kişi bilgisiz olabilir; bu başlı başına ayıplanacak bir durum değildir. Çünkü bilgi sonradan öğrenilebilir. Ancak bilgisizliğin üzerine kibir eklendiğinde, işte o zaman kel üzerine çıban çıkmış olur. İnsan hem bilmez hem de öğrenmeye yanaşmaz. Cehaletini gidermek yerine onu savunmaya çalışır.

Bir başka insan hata yapabilir. Hata yapmak insan olmanın tabii sonucudur. Fakat hatasını kabul etmek yerine yalan söylemeye başlarsa, hatanın üzerine ikinci bir hata eklemiş olur. Sonra bu yalanı örtmek için başka yalanlar söyler. Böylece küçük bir kusur, büyüyen bir karakter problemine dönüşür.

Aynı durum sosyal ilişkilerde de görülür. Bir insanın maddi imkânları sınırlı olabilir. Bu bir ayıp değildir. Ancak bunun üzerine kıskançlık, haset ve başkalarının nimetlerinden rahatsız olma hali eklenirse, eksiklik ahlaki bir probleme dönüşür. Fakirlik değil, fakirliğin üzerine eklenen kötü huylar insanı zor durumda bırakır.

Toplum hayatında da benzer örnekler vardır. Bir kurumun eksiklikleri olabilir. Ancak eksikliği kabul edip düzeltmek yerine inkâr etmek, sorumluluğu başkalarına yüklemek ve yanlışlarda ısrar etmek kusuru büyütür. Sorunların çoğu ilk hatadan değil, o hatayı düzeltmeme inadından kaynaklanır.

Aslında atasözünün en önemli mesajlarından biri de şudur: İnsan kusursuz değildir; fakat kusurunu bilmek bir erdemdir. Kusurunu bilmeyen insan gelişemez. Kendisini eksiksiz gören kişi öğrenmenin kapısını kapatmış demektir. Bir eksiklik, fark edildiğinde telafi edilebilir. Fakat fark edilmeyen veya kabul edilmeyen eksiklik, zamanla yeni eksikliklerin anası olur.

Bilgelik, kusursuz olmakta değil; kusurunu fark edip onu düzeltmeye çalışmaktadır. Çünkü insanı büyüten şey hatasızlığı değil, hatasıyla yüzleşebilme cesaretidir. Kusurun üzerine kusur eklemek insanı küçültür; kusurunu kabul edip düzeltmek ise onu olgunlaştırır.

Bu nedenle hayatın her alanında kendimize şu soruyu sormamız gerekir: 'Ben mevcut eksikliğimi gidermeye mi çalışıyorum, yoksa onun üzerine yeni eksiklikler mi ekliyorum?'

Çünkü bir kusur çoğu zaman telafi edilebilir; fakat kusurun üzerine eklenen kibir, inat, yalan ve bencillik, insanın karakterini yaralayan gerçek çıbanlardır.

Bu atasözünü dinî ve ahlâkî açıdan da ele alırsak, ortaya çok güzel bir sonuç çıkar: Günah işlemekten daha tehlikeli olan şey, günahı savunmak; hata yapmaktan daha tehlikeli olan şey ise hatayı erdem gibi göstermeye çalışmaktır. İşte ‘kel üzerine çıban’ın' insan karakterindeki en derin karşılığı budur.

Yazan: Ahmet Görücü

Yazarın Diğer Yazıları