Yıl 1985-86 olabilir Ramazan Orucunun tutulması gereken Nisan yahut Mayıs ayı. Samsun Ayvacık Tepealtı Köyünde öğretmenim. İyi bir balık avcısı olduğumu söyleyebilirim. Ders çıkışı yakın komşum M. Şahin ve ismini hatırlayamadığım bir başka arkadaşla birlikte (M. Şahinin Willis marka cipiyle) Suat Uğurlu barajına dökülen Terece Deresine serpme ile balık tutmaya gittik. Dere dik ve sarp kayalıkların olduğu bir yerde. Derede şiddetle akan 8-9 değirmenlik bir su olsa gerek. Serpme atarak aşağıdan yukarı doğru çıkmaya çalışıyoruz. İrice olmayan balıklar tutmaktayım. Biraz sonra 100-150 metre kadar olur bir yerde su daha sakin durgun akmakta. Serpe atmaya devam ettim. Oldukça çok balık tutmaya başladım. Aslında üçümüz için yetesiyelik balık tutmuştum. Dereden ayrılmam gerekir. Olur mu nefsim bana daha çok balık tutmam gerektiğini söylüyordu. Kendimi kandıracak bahanem de hazırdı. Ne kadar çok balık tutarsam köye taşıyacak bir cipimiz vardı. Sonra Ramazan ayı yakın komşulara balık ikram edebilirdim. İşin aslında biz vicdanı, ön kabul bilgilerimizi, halifelik sıfatlarımızı evde bırakmıştık. Akşam ezan vakti geçmiş gün kararmaya başlamıştı. Komşuları bahane ederek balık tutmaya devam ediyorum. Arkadaşlarım tuttuğum balıkları fındık torbaları dâhil naylon poşetlere doldurmakta. Rakam hatalı olabilir 40-50 kg kadar balık tutmuştuk. Artık suyun sakin olarak aktığı yerin sonuna kadar gelmiştim. Son birkaç serme daha atmak düşüncesindeyim. Suyun akış yönüne göre sağ tarafta bize uzaklığı 10-15 metre kadar mesafede 7-8 m. Gibi yüksekliği olan peri bacasını andırır kocaman dik bir kaya var. Kayanın üzerinden bir karga uçarak yanımıza kadar geldi ve yerdeki balıklardan bir tane alarak geldiği kayanın başına geri döndü. O karga balığı yutmaya çalışırken hemen kayanın arka tarafından bir başka karga daha geldi. Son gelen karga balığı ilk götüren kargadan aldı ve balığı yuttu. Aynı karga tekrar geldi ve yerden bir balık daha aldı aynı kayanın başında balığı yuttu. Balık tutmayı, toplamayı bir kenara bıraktık yaşananları seyrediyoruz. İlginç şeyler olmaya başladı. Bir anda göremediğimiz yerden, peribacasının oluğu sağ tarafımızdan belki de yüzlerce karga balıklara-bize doğru saldırıya geçtiler. Şiddetli ve yüksek bir sesle gak-gak diye ötüyorlardı. Kargalarla ayağımızla elimizle mücadele etmeye çalışıyoruz. Fakat ne mümkün. Artık istemesek de kenara çekildik. Yerdeki poşetler ve kargaların az bir çabasıyla birlikte fındık torbaları parçalanmış artık yerde ve torbalarda balık kalmamıştı. Tuttuğumuz balıklar alaca karanlıkta kargaların gagalarında geldikleri yöne gökyüzüne doğru uçmaya başladılar. Bir kısım karga balığı yere düşürmekte. Düşürdüğü balığı yerden almayıp bizim olduğumuz yerden yeni bir balık daha götürüyordu. Balıklar kavağa olmasa da gözümüzün önünde kayaların üzerine çıkmışlardı. O zaman şöyle düşünmüştüm.
“Siyah takım elbiseli damat adayları, beyaz gelinlik giymiş gelinleri kollarına almış oldukça rahatsız edici gak sesleri kesilmiş oldukça anlamlı bir görselle birlikte bir sevinç içerisinde geldikleri yönde gökyüzüne doğru uçuyorlardı. Gelin hanımlar bu durumdan oldukça mahzun olsalar da damat adayları hallerinden galiba son derece memnun olmalıydılar.”
Gelecek hafta konuya devam edilecektir.