Ezgi Tek

Kapımızı çalan büyük tehlike: İklim kriziyle mücadelede gerçekten neredeyiz?

Ezgi Tek

Şöyle bir arkanıza yaslanıp düşünün: Son yıllarda yaz mevsimlerinin ne kadar bunaltıcı geçtiğini, kışın gelmek bilmediğini ya da hiç beklemediğimiz anlarda bastıran o ceviz büyüklüğündeki doluları fark ettiniz mi? Fark etmemek imkânsız. Çünkü iklim krizi artık uzak kıtalardaki kutup ayılarının değil, doğrudan bizim, yani Türkiye'nin sorunu.

Peki, evimiz alev almışken biz neler yapıyoruz? Gelin, bürokratik terimlere boğulmadan, atılan güzel ve umut verici adımlara birlikte bakalım.

Dünyayla birlikte yürümek: Paris Anlaşması ve kapıdaki büyük zirve!

Bu sorun sadece bizim fabrikalarımızla ya da arabalarımızla çözülecek bir şey değil; dünya olarak hepimiz aynı gemideyiz. İşte bu yüzden Türkiye, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan çok önemli bir adım attı ve küresel ısınmayla mücadeleyi hedefleyen Paris İklim Anlaşması'nı onayladı. Üstelik bu yolda önemli bir gelişme daha var: Türkiye, 2026 yılında Antalya'da düzenlenecek COP31 zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Dünyanın dört bir yanından liderlerin, bilim insanlarının ve çevre temsilcilerinin ülkemizde buluşacak olması, iklim değişikliğiyle mücadelede Türkiye'nin attığı adımları paylaşmak ve yeni iş birlikleri geliştirmek için önemli bir fırsat sunuyor.

Kanunlar ve büyük hedefler

Ülkemizde iklim konusunda yürütülen çalışmalar, geleceğe yönelik önemli hedeflerle ilerliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın adı da bu alana verilen önemi yansıtıyor. Devletimizin önümüze koyduğu önemli hedeflerden biri, 2053 yılında 'Net Sıfır Emisyon' seviyesine ulaşmak. Yani sera gazı salımlarını azaltarak kalan emisyonları dengelemek ve ülkemizi daha temiz bir geleceğe taşımak.

Türkiye'nin İklim Kanunu, 2025 yılında kabul edilerek iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum konusunda önemli bir yasal çerçeve oluşturdu. Sanayide güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin artırılması ve çevre dostu uygulamaların desteklenmesi de bu sürecin önemli parçaları. Atılan bu adımların önümüzdeki yıllarda daha da gelişmesi, hem doğamızın korunmasına hem de ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayabilir.

Eğitim şart ama nasıl bir eğitim?

Yasalardan daha önemlisi ne biliyor musunuz? Sizin, benim, çocuklarımızın yani hepimizin günlük alışkanlıkları. Tam da bu yüzden mücadele okullara kadar indi. Çocuklarımız artık ortaokulda 'Çevre Eğitimi ve İklim Değişikliği' dersi görüyorlar. Okullardaki 'Sıfır Atık' köşelerini mutlaka görmüşsünüzdür. Hatta yaklaşan büyük küresel zirvenin heyecanı okullarımıza da yansıyor; çocuklarımız iklim projeleri ve çevre yarışmalarıyla seslerini ve çözüm önerilerini duyurma fırsatı yakalıyor. Amaç; yeni nesli sadece test çözen değil, tükettiği suyun, attığı çöpün farkında olan birer 'çevre okuryazarı' olarak yetiştirmek.

Şimdi soru sırası sizde...

Gördüğünüz gibi uluslararası anlaşmalardan yeni yasal düzenlemelere, COP31 hazırlıklarından okullardaki çevre projelerine kadar iklim konusunda önemli adımlar atılıyor. Türkiye, daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir gelecek için yürütülen çalışmaların önemli bir parçası. Elbette bu yolculukta hepimize düşen görevler var. Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Devlet, meclis ve okullar bu konuda adımlar atarken, biz bireysel olarak bu mücadelenin neresindeyiz? Bugün musluğu biraz daha erken kapatmak, çöpümüzü ayrıştırmak ya da plastik kullanımını azaltmak için ne yapıyoruz? Unutmayalım, bu dünya hepimizin ve ona sahip çıkacak olan da yine biziz. Siz bugün iklim için, geleceğimiz için küçük de olsa pozitif bir adım atmaya hazır mısınız?

Yazarın Diğer Yazıları