Günümüzde en ikiyüzlü tartışmalarından birini fazla görür oldum. Bir işçinin giydiği kıyafetin markası, ayakkabısının modeli veya kullandığı telefonun kalitesi, belirli çevreler tarafından büyük bir şaşkınlıkla, hatta açık bir öfkeyle karşılanıyor. Sosyal medyada açım diyen adamın giydiğine bakın sözleri sınıfsal körlüğü barındırıyor.
Sorun şu olmalı, bir ürünü bizzat üreten o değeri alın teriyle var eden insanların neden o kaliteye erişemediği olmalıdır. Bir patron, işçisinin emeği üzerinden kazandığı parayla dünya markalarını tüketirken bunu başarı veya statü gereği olarak görürken aynı ürünü o işçinin üzerinde gördüğünde bunu bir çelişki veya şımarıklık olarak nitelendiriyor. Ama burada çelişki, üretimin merkezinde duran kişilerin kendi yarattıkları değerden pay almasının bir ayıp gibi sunulmasıdır.
Bugün sadece bir emekçinin sadece hayatta kalması yani sadece beslenmesi ve barınması yeterli görülüyor. İyi giyinmesi, nitelikli beslenmesi veya standartların üzerinde bir yaşam sürmesi adeta bir aşırılık olarak pazarlandı bizlere. Lüks ve konfor, hiyerarşinin en tepesindekiler için bir hak olarak kabul edilirken, piramidin tabanına doğru indikçe bu haklar birer israf kalemine dönüştürdüler.
Lüksün yukarıya doğru akması doğanın bir kanunu gibi sunulurken, aşağıya doğru sızması düzeni bozan bir sapma olarak görülüyor.
O çok meşhur markaları mümkün kılan işçiler, neden o markaların sunduğu yaşam standartlarından mahrum kalsın?