Hayatımıza giren bazı insanlar vardır.
İlk bakışta ışıltılı, özgüveni yüksek, hatta cazibeli görünürler. Konuştukça sizi büyüler, yanındayken kendinizi değerli hissedersiniz. Fakat zaman geçtikçe bu parıltının ardında başka bir yüz ortaya çıkar. İşte o yüz, narsizmin gerçek yüzüdür.
Narsist bir insanla yolunuz kesiştiğinde sadece bir kişiyle muhatap olmazsınız kendi sinir sisteminizle, kendi sabrınızla ve hatta kendi gölgenizle yüzleşirsiniz. Çünkü narsist insan sizi öyle bir köşeye sıkıştırır ki içinizdeki en kötü yan açığa çıkar. O an kendinizi hiç olmadığınız kadar öfkeli, sabırsız, kırıcı ya da kontrolsüz halde bulabilirsiniz.
Bu manüpilasyonun ince oyunudur.
Narsist kişi sizi kışkırtır, test eder, zorlar. Söylediği sözlerle, attığı bakışlarla ya da küçümseyici tavırlarıyla yavaş yavaş sınırlarınızı zorlamaya başlar. Siz ise başlarda bunu görmezden gelirsiniz. “Yanlış anlıyorum” dersiniz. “Üzerime gelmek istememiştir” diye düşünürsünüz. Ama aslında o ince bir oyun kurmuştur. Amacı sizi kendi kontrolsüz hâlinize sürüklemektir.
Ve siz en sonunda patladığınızda işte o an narsistin beklediği sahne başlar. Çünkü o noktada artık “kötü” olan sizsinizdir. Oysa bütün süreci başlatan sizi o noktaya getiren kendisidir. Fakat narsist mağduru oynar. “Ben ne yaptım ki?” der. “Sen bana böyle davrandın” diyerek kendini haklı çıkarır.
Böyle anlarda insanın en çok canını acıtan şey karşısındakinin tavrı kadar kendisinde gördüğü yansımadır. Narsist içimizde saklı duran karanlık tarafı gün yüzüne çıkarır. Normalde kendimize yakıştıramadığımız, başkasına göstermediğimiz yanlarımızı açığa vururuz. Belki en sert cümlelerimizi söyleriz belki hiç düşünmeyeceğimiz bir tepki veririz. Sonra da kendimizi sorgularız, ben gerçekten böyle biri miyim?
Burada bizim nasıl biri olduğumuz değil narsistin bizi ne hale getirdiğidir. Fakat onun en büyük silahı da tam olarak budur. Çünkü siz kendi öfkenizle, kendi suçluluk duygunuzla uğraşırken o çoktan mağdur rolünü oynamaya başlamıştır.