İnsanoğlu var olduğu günden bu yana sürekli bir tercih yapma ve yaptığı tercihlerin sonuçlarıyla yüzleşme döngüsü içinde yaşamını sürdürmektedir.
Hayat, önümüze her an yeni yol ayrımları çıkarır ve bizden bir yön seçmemizi bekler. Ancak insanın en büyük yanılgısı, seçmediği diğer yolun her zaman daha pürüzsüz, daha mutlu ve daha kusursuz olacağına inanmasıdır.
Danimarkalı filozof Soren Kierkegaard’un bu konuyu şu sözlerle özetliyor; ‘Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir.’
Evlilik kararı alan biri, zaman zaman bekar hayatının getirdiği o bağımsız ve sorumluluktan uzak günlerin özlemini çekebilmektedir. Buna karşın hayatını yalnız sürdürmeyi seçen bir başka kişi ise aile kurmanın, hayatı paylaşmanın sıcaklığını kaçırdığını düşünerek derin yalnızlık hissiyatına kapılabiliyor. Benzer bir durum çocuk sahibi olma konusunda da yaşanıyor. Ebeveyn olmayı seçenler, hayat boyu taşıyacakları büyük bir sorumluluğun ve kişisel özgürlüklerin kısıtlanmasının ağırlığı altında ezilirken çocuk yapmamayı tercih edenler ise ilerleyen yaşlarında arkalarında bırakacakları bir bağın ya da bir neslin eksikliğini hissedebilmektedir.
Yani yaptığınız tercihlerin niteliği veya doğruluğu önemli olmuyor. İnsan doğası gereği elinde olmayanı yüceltme ve ona ulaşamadığı için bir gizem atfetme eğiliminde oluyor. Yaşanmamış bir hayatı zihinde kusursuzlaştırmak, mevcut seçimin getirdiği zorluklardan kaçmanın en kolay yoludur çünkü…
Yani hayatta mutlak ve pürüzsüz bir en doğru seçim diye bir şey yoktur. İnsan, neyi seçerse seçsin, seçmediği seçeneğin potansiyel güzelliklerinden mahrum kalmanın getirdiği o buruk hissi, yani pişmanlığı tadacaktır.