Geçenlerde sosyal medyada Oğuzhan Uğur’un bir videosuna denk geldim. Mevzu aslında hepimizin her gün yaşadığı cinsten. Arabasını servise vermiş, dünya kadar para ödemiş ama araba yine bozuk çıkmış. İkinci kez göndermiş, sonuç yine hüsran. En sonunda kim olduğunu, adını sanını söyleyince işler bir anda değişmiş. Parası iade edilmiş, araba pırıl pırıl teslim edilmiş.
Uğur’un videoda şu soruyu soruyor; ‘Bu işin çözülmesi için illa Oğuzhan Uğur mu olmak gerekiyor?’
Hadi kendimize dürüst olalım bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Maalesef evet.
Sıradan bir vatandaş olarak bir kuruma, bir dükkana ya da bir servise gittiğinizde sistemin düzgün işlemesi için dua etmekten başka çareniz kalmıyor. Eğer arkanda bir yerlerde tanıdık bir isim, sosyal medyada binlerce takipçi ya da masaya vurulacak bir nüfuz yoksa, işinizin görülmesi tamamen karşıdaki insanın insafına kalıyor.
Hizmet alırken parasını verdiğimiz bir işin, sadece hakkımız olduğu için değil de kim olduğumuz için düzgün yapılması bu toplumun en büyük gizli yarasıdır. Bir devlet dairesinde tanıdık bulmaya çalışmak, hastanede bir aracı aramak ya da bir tamirhanede kazıklanmamak için beni falan usta gönderdi demek zorunda kalmak... Bunlar artık çok doğal gelmeye başladı.
Adalet dediğimiz şey, sadece mahkeme salonlarında aranmaz. Adalet ödediğin paranın karşılığını alabilmektir. İşi düzgün yapmak artık profesyonel bir ahlak meselesidir.
Bugün bir paylaşım yapınca çözülen sorunlar, bir telefonla açılan kapılar ve benim kim olduğumu biliyor musun? cümlesinin hala bir geçerliliğinin olması aslında hepimizin ortak ayıbıdır. Sıradan bir insanın, sadece insan olduğu için değer gördüğü ve işinin çözüldüğü bir sistem, aslında en büyük lükstür.