Son yıllarda toplum olarak en büyük yanılgımız, çocuk yetiştirmeyi dört duvar arasına hapsolmuş bir aile meselesi ya da bir eğitim sorunu sanmak oldu. Bir çocuğun karakterini elindeki tablette kaydırdığı bir videoyla, izlediği bir dizideki o karizmatik zorbanın tek bir cümlesiyle şekil alıyor.
Çocukları sadece ailesi büyütmüyor. Onları senaristler, içerik üreticileri, reklam verenler, tıklanma rekorları peşinde koşan sosyal medya fenomenleri ve o haberin altına atılan hoyrat yorumların sahipleri de büyütüyor.
Sorun kötü içerik değil. İçeriğin her şeyin önüne geçtiği o vahşi rating hırsı. Bir sahne tasarlanırken ya da bir kurgu masasında bu çocukların dünyasında nasıl bir yara açar? sorusu sorulmuyor.
Bir dizideki tek bir şiddet sahnesi, bilgisayar oyunlarında yer alan o öfke dili ya da fenomen dediğimiz kişilerin sergilediği lüks ve vurdumduymaz yaşam tarzı bir çocuğun zihninde başarıya giden her yol mübahtır algısını ilmek ilmek işliyor.
Benim payım yok lüksü bitti
Gazetecisinden yapımcısına, yazarından reklamcısına kadar kimse bu denklemde sütten çıkmış ak kaşık değil. Ben sadece işimi yapıyorum ya da halk bunu istiyor savunması artık geçerliliğini yitirdi.
Çünkü artık günümüzde çocuklar güçlü olan haklıdır felsefesiyle zehirlendi.