Doğanın uyanışı, baharın gelişi ve yeni yılı müjdeleyen Nevruz Bayramı, yeniden doğuşu, bereketi, umudu ve bolluğu simgeliyor. Bu simgeler yalnızca doğanın döngüsüne ait değil bende, insanın kendi içinde de aynı döngüye girmesine neden oluyor.
Her yıl aynı sahneler yaşanıyor. Toprak çözülüyor, ağaçlar tomurcuklanıyor, günler uzuyor… Doğa hiç şüphesiz geçen kara kışın ardından uyanmaya başlıyor. Düzenli ve kaçınılmaz olan bu değişim insan hayatıyla bence birebir doğru orantılı olarak ilerliyor.
Bahar bir mevsimden çok bir daveti uyandırıyor bende. Değişim daveti… Doğa değişiyor ve her duruma ayak uydurabiliyorken insan neden bunu yapamasın? Günlerin uzamasıyla birlikte artan enerji, dış dünyadaki hareketlilik iç dünyamıza da yansıyor. Nevruz’un temsil ettiği yenilenme fikri tam da burada anlam kazanıyor nitekim. Bu dönem köklü değişikler zorunlu değil de otomatik uyumlanıyor. Zorlayarak değil de zamanın ruhuna uyum sağlayarak atılan adımlar daha kalıcı olur sanki. Tıpkı tohumların baharda tomurcuklanması gibi… Yaza meyve olarak dönüş yapacak en güzel ve soft haliyle…
Burada asıl mesele hız değil farkındalık. Yine akışta kalmak… Akışta kalan doğa uyanışıyla bizi büyülü bir dünyaya çekecek yine…Her şeyin bir anda değişmesi yerine neyin değişime hazır olduğu gün yüzüne çıkacak ki çıkıyor da. Doğa bunu acele etmeden anı yaşayarak yapıyor. Biz insanlar da bu ritme ayak uydursak belki de her şey rayına oturacak…
Belki de baharın en net söylediği şey şu: Değişim için mükemmel anı beklemek gerekmiyor. Zaten o an, çoğu zaman fark ettiğimiz andır. Doğa bunu her yıl hatırlatıyor… Baharın daveti biraz da şunu ifade ediyor:‘Görüp geçme, gerçekten dahil ol!’