Buket Didem Ulu

Ayna Kırılmasın Diye Suçu Aynaya Atmak

Buket Didem Ulu

Sosyal medya bir suçlu değil, sadece bir ayna…

Her toplumsal sorunun sonunda aynı sandalyeye bir isim yazılıyor artık: Sosyal medya. Gençler mutsuz mu? Sosyal medya. Aile bağları zayıfladı mı? Sosyal medya. Yanlış bilgi yayılıyor mu? Yine sosyal medya. Bu kadar pratik bir günah keçisi bulmak zor. Hem herkeste var, hem de kimse tam olarak sahip çıkmıyor.

Oysa işin özüne bakıldığında ortada bir araç var, başka bir şey yok. Bir bıçakla hem ekmek kesilir hem de zarar verilebilir. Mesele bıçağın varlığında değil, onu kimin, ne için, nasıl tuttuğundadır. Sosyal medya da tam olarak budur: nötr bir yüzey. Üzerine ne yazarsanız onu gösterir.

Asıl sorun aracın kendisi değil, o araca yaklaşımımızdaki büyük boşluktur. Medya okuryazarlığı olmayan bir toplumda gerçek ile algı arasındaki çizgi giderek silikleşiyor. Ekrana yansıyan parıltılı yaşamlar hakikat sanılıyor, sahnenin arkasındaki boşluklar ise görünmüyor. İnsanlar lüksü tüketmiyor; lüksün görüntüsünü tüketiyor. Ve bu iki şeyin aynı olmadığını artık daha sık ve daha acı biçimlerde öğreniyoruz.

Kavgasını, özlemini, öfkesini ekrana taşıyan; hayatını bir sandalyede, sürekli yüklenen içerikler arasında kuran profiller var. Bu profillerin karşılık bulması bir kaza değil boşluğun seslendiği, boşluğun yanıtlandığı bir döngü. Ve o döngünün içinde kalan her izleyici, farkında olmadan ona ortak oluyor.

Belki de şunu kabul etme zamanı geldi: Sosyal medya kimseyi sıfırdan yaratmıyor. Sadece var olanı görünür kılıyor, var olanı büyütüyor. Neyi büyüttüğümüz ise doğrudan neyi yaşadığımızı belirliyor. Aynadan korkmak yerine, aynaya ne yansıttığımızı sormak  işte asıl cesaret gerektiren soru bu.

Bu kalabalıkta benim kimliğim nerede? Bunun cevabını verememek artık an meselesi. Fikrin sorgulanmadan benimsendiği, duyguların kanıt yerine geçtiği, takipçi sayısının doğruluk ölçütü olduğu bir yerde, kendinizden uzaklaşmak için artık bir  kanaat liderine ya da kalabalık bir mitinge gitmenize gerek yok. Telefonu açmanız yeterli.

Unutmayın ki Kendini kaybetmemek için önce kendini bilmek gerekir. Kendini bilmek için ise ekrana değil, içeriye bakmak.

Tabi şunu söylemeden sona gelmek istemem. Çözüm sosyal medyayı kapatmak değil. Onu açmadan önce ne aradığınızı bilmek. Hangi sesi dinlediğinizi sorgulamak. Neye güldüğünüzü, neye öfkelendiğinizi, kimi taklit ettiğinizi fark etmek gerekir. Böylece sanal ve gerçeklik arasındaki çizgiyi keskin bir şekilde ayırabiliriz.

Yazarın Diğer Yazıları