Hayatımız boyunca hep bir şeyleri bekliyoruz. Bir telefonun çalmasını, güzel bir haber almayı, bir işin sonuçlanmasını, bir yolculuğun başlamasını… Bazen de takvimde bir günün gelmesini. Günler geçiyor, biz bir sonraki güne yetişmeye çalışıyoruz. Yapılacaklar listeleri uzuyor, planlar yapılıyor, ertelenen işler birikiyor. Her şeyin bir zamanı, her şeyin bir sırası varmış gibi yaşıyoruz. Oysa hayatın en güzel tarafı, her zaman bizim yaptığımız planlara uymaması. Bazen hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza bir güzellik çıkar. Bazen uzun zamandır istediğimiz bir şey gerçekleşir. Bazen de hayatımıza öyle bir şey girer ki, o güne kadar önemli sandığımız pek çok şey bir anda anlamını değiştirir.
İnsanın kendi hayatında da bir gündemi oluyor. Dışarıdan bakıldığında kimsenin ilgisini çekmeyecek kadar sıradan, ama sizin için dünyanın en önemli meselesi… Benim gündemimde de bir süredir böyle bir konu var. Henüz hayatımıza tam anlamıyla dahil olmadı. Henüz yüzünü görmedik, sesini duymadık. Ama varlığıyla bile birçok şeyi değiştirdi.
Bir bebeğin gelişi…
İnsan anne olacağını öğrendiği anda hayatın aynı kalacağını düşünüyor belki. Günlük hayat devam ediyor, işe gidiliyor, eve dönülüyor, alışveriş yapılıyor, planlar yapılıyor. Ama insanın içindeki bir yerde sessizce başka bir hayat başlıyor. Sonra fark ediyorsunuz ki artık sadece bugünü değil, yarını da düşünmeye başlıyorsunuz. ‘Ben ne istiyorum?’ sorusunun yanına ‘O neye ihtiyaç duyacak?’ sorusu ekleniyor. Küçük bir hareket, karnınızda hissedilen küçücük bir kıpırtı, bir anda bütün günün en güzel anına dönüşebiliyor. Ve insan anlıyor ki bazı mutlulukların büyük olması gerekmiyor. Bazen küçücük bir hareket yetiyor. Belki de hayatın bize öğrettiği en güzel şeylerden biri bu: Önem verdiğimiz şeylerin sırasını zaman zaman yeniden belirlemek. Çünkü dün çok önemli görünen bir mesele, bugün gözümüzde küçülebiliyor. Bir zamanlar saatlerce düşündüğümüz şeyleri artık birkaç dakika sonra unutabiliyoruz. Ama bazı şeyler var ki hayatımıza girdiği andan itibaren bütün önceliklerimizi değiştiriyor. Şimdi benim için de böyle bir dönem.
Bir yandan alıştığım hayat devam ederken, diğer yandan yepyeni bir hayata hazırlanıyorum. Neler getireceğini bilmiyorum. Kolay mı olacak, zor mu olacak bilmiyorum. Uykusuz geceler olacak mı, olacaksa kaç tane olacak bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Hayatımın en önemli maddesi artık bir haber, bir plan ya da bir yapılacaklar listesi değil. Henüz küçücük olan ama hayatımızda kocaman bir yer kaplayan biri. Belki de insanın hayatında bazı haberlerin manşete ihtiyacı yoktur. Bazı haberler sessizce gelir. Ama geldiğinde bütün hayatın başlığını değiştirir.
Ben de şimdi hayatımın en güzel başlığının yazılacağı günü bekliyorum. Sağlıkla gel aramıza oğlum…
Seninle birlikte hayatımızın nasıl değişeceğini, bize neler öğreteceğini, hangi yeni hikâyelerin başlayacağını henüz bilmiyoruz. Ama seni beklerken şunu çok iyi biliyorum; bundan sonra hayatımızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Belki uykusuz geceler, telaşlı sabahlar, yepyeni sorumluluklar olacak. Ama bütün bunların yanında, daha önce hiç bilmediğimiz bir sevginin de bizi beklediğini biliyorum. Şimdiye kadar hayatın birçok gündemi oldu. Ama sen, hepsinden farklısın.
Sen, hayatımızın kendisi olacak en güzel gündemsin.