Son günlerde Mustafa Keser’in sahnede anlattığı bir fıkra üzerinden koparılan tartışma, aslında toplum olarak neyi nasıl duyduğumuzla ilgili daha büyük bir meseleyi yeniden gündeme taşıdı. Keser’in sözleri kısa sürede sosyal medyada yayılırken, kimileri bu anlatımı masum bir ‘ticari zeka’ göndermesi olarak yorumladı, kimileri ise rahatsız edici buldu. Oysa burada asıl dikkat çekici olan, bir fıkranın kendisinden çok, niyet ile algı arasındaki mesafenin ne kadar açılmış olduğu gerçeğidir.
Keser’in ifadelerine bakıldığında, doğrudan bir hakaret ya da küçümseme amacı taşıdığına dair açık bir söylem görmek zor. Tam tersine, Anadolu kültüründe sıkça karşılaşılan ‘Kayserili = ticarette uyanık, hesap kitap bilen’ kalıbının bir yansıması söz konusu. Bu tür kalıplar, yıllardır fıkralarda, sohbetlerde, hatta gündelik konuşmalarda yer bulan, çoğu zaman olumlu bir özellik atfeden genellemelerdir. Ancak mesele tam da burada düğümleniyor. Çünkü günümüz dünyasında, özellikle dijital çağın hızında, sözler artık söylendiği bağlamdan koparılıyor. Bir sahnede, belirli bir tonlama ve jestlerle anlatılan bir fıkra; birkaç saniyelik bir videoya indirgenince bambaşka anlamlar kazanabiliyor. İnsanlar artık sadece ne söylendiğine değil, ne duyduklarına tepki veriyor.
Bu noktada iki ayrı hassasiyet çarpışıyor: Bir yanda ‘Bu sadece bir fıkra, abartmaya gerek yok’ diyenler, diğer yanda ise ‘Toplumsal kalıplar artık sorgulanmalı’ görüşünü savunanlar. Her iki tarafın da haklı olduğu noktalar var.Evet, Anadolu’nun mizah geleneği çoğu zaman şehirler, meslekler ya da karakterler üzerinden şekillenir. Kayserili, Karadenizli, Temel, Bektaşi… Bunların hepsi kültürel birer anlatı figürüdür. Ama aynı zamanda, bu kalıpların sürekli tekrar edilmesi, bazı insanlar için rahatsız edici bir genelleme hissi de yaratabilir.Bu yüzden belki de asıl sorulması gereken soru şu: Bir sözün değeri, onu söyleyenin niyetiyle mi ölçülmeli, yoksa onu duyanın hissettiğiyle mi?
Toplum olarak bu dengeyi kurmakta zorlanıyoruz. Niyetleri tamamen yok saymak da doğru değil, her algıyı mutlak gerçek kabul etmek de. Mustafa Keser’in sözleri üzerinden yürüyen tartışma, bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: İletişim artık tek taraflı bir eylem değil. Söyleyen kadar, dinleyen de anlamı şekillendiriyor.